Mevsimi gereği uzun yıllardır hasret kaldığımız kar, bu yıl tüm yurdu etkisi altına aldı. Adeta tarihi bir kış mevsimi yaşıyoruz. Beyaza bürünen şehirler, kapanan yollar ve düşen sıcaklıklar bize sadece bir doğa olayını değil, aynı zamanda önemli bir sorumluluğu da hatırlatıyor.
Bu zorlu şartlarda önceliğimiz net olmalı: Evsizlerimiz, kimsesizlerimiz güvence altına alınmalı, korunmalıdır. Soğuk hava bir romantik kartpostal değildir; sokakta yaşayanlar için hayati bir tehdittir. Her birimiz, “Benim yerimde o olsaydı ne hissederdim?” sorusunu sormak zorundayız. Empati, bu günlerin en büyük ihtiyacıdır.
Zorlu kış şartları sadece insanları değil, doğada yaşayan tüm canlıları da etkiliyor. Kar altında kalan doğada yiyeceğe ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor. Bu nedenle doğaya yem ve besin bırakılması artık bir tercih değil, bir vicdan meselesidir. Belki de bu günler, bir toplumsal seferberlik için en doğru zamandır. Kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve hayvanseverlerin bu konudaki duyarlılığını teslim etmek gerekir. Ancak mesele sadece “birilerinin” değil, hepimizin sorumluluğudur.
Bir yandan da şunu görmek gerekir: Doğa, tüm sertliğine rağmen kendini yenileme gücüne sahiptir. Yaz aylarında yaşadığımız büyük orman yangınları, hepimizi derinden yaraladı. Ancak bugün yağan kar, toprağın üzerine bir merhem gibi düşüyor. Su kaynaklarımız besleniyor, barajlarımız doluyor, toprak nefes alıyor. Doğa, kendi yaralarını sabırla sarmaya çalışıyor.
İşte bu, yaşadığımız coğrafyanın bereketidir. Kar; sadece soğuk değildir, aynı zamanda umuttur. Yenilenmenin, temizlenmenin ve yeniden başlamanın simgesidir. Bize düşen ise bu bereketi sadece izlemek değil; insanı, hayvanı ve doğayı birlikte gözeten bir bilinçle hareket etmektir.