Bir ülke düşünün… Aynı anda hem bereketi yaşıyor hem de susuzluktan korkuyor.
2026 yılı… Yağışların bol olduğu, kışın ve ilkbaharın adeta “mevsim gibi” yaşandığı bir dönem. Dağlar yeşerdi, meralar canlandı, barajlar doldu, yer altı ve yer üstü su kaynakları nefes aldı. Doğa, kendisine fırsat verildiğinde dengeyi nasıl kurduğunu bir kez daha gösterdi.
Ama biz ne yaptık?
Tam tersini…
Su kaynaklarının kıymetini anlamadan, sahilleri betonla kapladık. Yağmurun toprağa süzülmesini sağlayacak alanları yok ettik. Oysa doğanın en basit kuralı şuydu: Yağmur toprağa düşer, süzülür, yer altı sularını besler ve hayatı devam ettirir.
Biz ise yağmuru, dik eğimlerle hızla denize taşıyan bir sistem kurduk.
Toprakla buluşması gereken suyu, bir an önce “uzaklaştırılması gereken bir yük” gibi gördük.
Sonra ne yaptık?
Denize gönderdiğimiz o suyun ardından, bu kez denizden su almaya başladık. Üstelik tuzunu arıtarak içme suyuna çevirmeye çalışıyoruz. Yani doğanın bize bedelsiz sunduğu tatlı suyu kaybedip, yüksek maliyetlerle geri kazanmaya uğraşıyoruz.
Bu bir çelişki değil…
Bu, plansızlığın en net fotoğrafıdır.
Merkezi yönetimle yerel yönetimlerin uyum içinde çalışması elbette önemli. Ancak asıl mesele, bu uyumun doğru bir vizyonla kurulmasıdır. Çünkü mesele sadece su yönetimi değil; bir yaşam anlayışıdır.
Bugün “küresel ısınma”, “iklim krizi” ve “su kıtlığı” gibi kavramları sıkça dile getiriyoruz. Ama çoğu zaman gerçeği gözden kaçırıyoruz:
Bu sorunların önemli bir kısmı, insan eliyle büyütülüyor.
Doğa aslında dirençlidir. Kendini yenileme gücüne sahiptir. Eğer biz müdahale etmezsek, dengeyi kurar. Ama biz her müdahalemizde o dengeyi biraz daha bozuyoruz.
Sahilleri betonlaştırarak…
Dere yataklarını daraltarak…
Yağmur suyunu toprağa değil, denize göndererek…
Kendi geleceğimizi kurutuyoruz.
Oysa yapılması gereken çok net:
Yağmur suyunu bir tehdit değil, bir nimet olarak görmek.
Şehirleri suyu tutan, depolayan ve toprağa kazandıran şekilde planlamak.
Beton yerine geçirgen yüzeyleri artırmak.
Doğayla mücadele etmeyi değil, onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmek.
Bugün attığımız her yanlış adım, yarının susuzluğunu büyütüyor
Su meselesi sadece bir çevre sorunu değildir.
Bu, doğrudan bir gelecek meselesidir.
Eğer bugün aklımızı kullanmazsak, yarın teknolojiyi kullanmak zorunda kalırız. Ama o teknoloji, doğanın bize sunduğu kadar ucuz, kolay ve sürdürülebilir olmayacaktır.