Mersin’in hafızası taş duvarların arasında sessizce çürüyor… Ve biz çoğu zaman fark etmiyoruz.
Akdeniz’in kalbinde, Üçocak’ta yer alan İngiliz Yağ Fabrikası, yalnızca bir bina değil bir kentin ekonomik, kültürel ve hatta jeopolitik geçmişinin somut bir tanığı. 19. yüzyılda yükselen bu yapı, Levanten ticaret aklının, Osmanlı liman ekonomisinin ve sanayi devriminin Mersin’deki izdüşümüdür.
Ama bugün o yapı… sessiz.
Bir Fabrikadan Fazlası
1850’li yıllarda İngiliz kökenli Levanten girişimci Mr. Gold tarafından temelleri atılan bu fabrika, sadece yağ üretim tesisi değildi. Amerikan İç Savaşı yıllarında pamuk ve türevlerinin dünya ticaretinde kazandığı önemle birlikte Mersin’i uluslararası ticaret ağının önemli bir parçası haline getiren bir merkezdi.
Sonrasında The Mersyna Oil and Cake Mill Co. Ltd. adıyla yeniden yapılandırılan tesis, uzun yıllar üretim yaptı. Savaş gördü, bombardıman gördü, el değiştirdi… Ama ayakta kaldı.
Cumhuriyet döneminde Turyağ tarafından işletildi, ardından Ziraat Bankası mülkiyetine geçti. Bir dönem okul oldu, bir dönem askeri depo…
Yani bu bina, sadece üretim değil; dönüşümün de sembolüydü.
Yaklaşık 1500 metrekarelik arsası, kesme taş duvarları ve dönemin ileri mühendisliği sayılan çelik taşıyıcı sistemiyle hala dimdik ayakta.
Ama içinde hayat yok.
İşte asıl sorun da burada başlıyor.
Mersin gibi bir şehirde, böylesine güçlü bir tarihsel ve mimari mirasın “metruk” kalması sadece ihmal değil; bir hafıza kaybıdır.
Bu sessizliği bozan nadir girişimlerden biri, 2019 yılında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden akademisyenlerin düzenlediği sergi oldu.
Nurseren Tor ve Yıldız Özfırat Allahverdi, “İçerden Dışarı” ve “Dışardan İçeri” sergileriyle bu metruk yapıya yeniden nefes aldırdı.
Bu sadece bir sanat etkinliği değildi.
Bu, unutulmuş bir yapıya “Ben hala buradayım” dedirten bir çağrıydı.
Mersin’de sıkça karşılaştığımız bir tablo
Değerli bir yapı…
Zengin bir geçmiş…
Ama ilgisiz bir bugün…
Bu yapı neden restore edilmiyor?
Neden kültür-sanat merkezi, müze ya da kent hafızası alanına dönüştürülmüyor?
Neden gençlerin, sanatçıların, akademisyenlerin kullanabileceği bir yaşam alanı haline getirilmiyor?
Uzaklarda aramaya hiç gerek yok komşu şehirlerimizden Gaziantep’in simgesi olan mozaikler, artık sadece müzelerde ya da antik kentlerde değil sokaklarda parklarda meydanlarda yaşatılıyor. Coğrafya aynı coğrafya tarihi zenginlikleri saymakla bitmeyen bu kentin sahipsizliği can yakıyor.
Çünkü mesele sadece bir bina değil
Mesele, kentin kendi geçmişine bakma cesareti.
Mersin’in en büyük sorunu bazen altyapı, bazen trafik, bazen plansızlık olarak anlatılır.
İngiliz Yağ Fabrikası gibi yapılar kaybolduğunda sadece taşlar yıkılmaz; şehir, kendi hikayesinin bir bölümünü de kaybeder.