Şehir hayatının boğucu temposu içinde, insanlara biraz nefes aldırmak, toprağa dokunma imkanı sunmak ve küçük üretim alanları oluşturmak amacıyla ortaya çıkan hobi bahçeleri… Başlangıçta masum, hatta oldukça kıymetli bir fikirdi.

Ancak bugün geldiğimiz noktada bu alanların büyük bir kısmı amacından sapmış durumda.

İki hafta sonu gidilip toprağa dokunulacak, birkaç sebze yetiştirilecek, çocuklara doğayı tanıtacak alanlar olması gereken bu bahçeler; artık lüks konutlara, villalara dönüşmüş durumda. Elektriği, suyu, çevre düzenlemesi, hatta kimi zaman havuzu olan yapılar… Kısacası “hobi” çoktan gitmiş, yerine kalıcı yaşam alanları gelmiş.

Oysa Avrupa’da benzer uygulamalara baktığımızda çok net kurallar görüyoruz. Küçük parseller üzerinde yalnızca tarımsal faaliyetlere izin veriliyor. Kullanılan yapılar ise sadece temel ekipmanları saklamak için yapılan küçük barakalardan ibaret: kazma, kürek, hortum… Hepsi bu kadar. Ne kalıcı konut, ne de yaşam alanı.

Peki fark nerede?

Fark, kurallara uyum ve yaptırımların ciddiyetinde.

Orada kimse bu alanları suistimal etmeyi aklından bile geçirmiyor. Çünkü biliyor ki karşılığı ağır. Bizde ise küçük bir esneklik, maalesef hızla suistimale dönüşüyor. “Bir şey olmaz” anlayışı, zamanla “her şey olur” noktasına evriliyor.

Ortak kullanım için ayrılmış alanlar, bireysel hırslara teslim oluyor. “Benim olsun da nasıl olursa olsun” yaklaşımı, şehirlerin nefes alacak son noktalarını da yok ediyor.

Oysa bu bahçeler; betonun ortasında yeşilin hatırlanması için vardı. Çocukların toprağa basması, insanların üretmenin huzurunu yaşaması içindi. Birkaç dal domates, bir tutam nane, biraz huzur…

Bugün ise gözümüzün önünde başka bir şeye dönüşüyor:

Plan dışı yapılaşmanın yeni adresine.

Artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Biz gerçekten doğayla buluşmak mı istiyoruz, yoksa fırsat buldukça onu da tüketmek mi?

Eğer gerçekten ilkini istiyorsak, kuralları net koymalı ve tavizsiz uygulamalıyız. Aksi halde bugün hobi bahçelerinde gördüğümüz bu dönüşüm, yarın şehrin kalan son yeşil alanlarına da sıçrayacaktır.

Ve o zaman, nefes alacak yer aradığımızda…

Bulamayacağız.