Kooperatiflere yönelik desteklerin artırılması, yalnızca ekonomik bir tercih değil aynı zamanda sosyal adaletin, yerel kalkınmanın ve üretim kültürünün güçlendirilmesinin de en somut araçlarından biridir. Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı (KOOP-DES) kapsamında yapılan son güncellemeler, bu iradenin sahaya yansıma çabasını açıkça ortaya koyuyor.

Özellikle kadın kooperatiflerine yönelik nitelikli personel desteğinin artırılması önemli bir adım. Ancak her zaman olduğu gibi asıl soru şu: Bu destekler sahada ne kadar karşılık buluyor, ne kadar kalıcı bir dönüşüm yaratıyor?

Mersin’e baktığımızda, aslında kooperatifleşmenin bu kentin doğasına çok uygun bir model olduğunu görüyoruz. Tarımın, emeğin ve üretimin güçlü olduğu bu şehirde, kooperatifler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir dönüşümün de anahtarı olabilir.

Bu noktada umut veren örnekler de yok değil.

Mersin’den Kadın Kooperatifi, sürdürülebilirlik odağında ortaya koyduğu vizyonla dikkat çekiyor. Çukurova Kalkınma Ajansı’nın “Sürdürülebilir Büyüme ve Yeşil Dönüşümü Hızlandırıcı” hibe desteğiyle yürütülen Sürdürülebilir Tekstil Projesi, yalnızca bir üretim modeli değil; aynı zamanda bir farkındalık hareketi.

Üstelik bu sadece çevresel bir kazanım değil.

Mersin Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle sürdürülen Evimiz Atölye deneyimi, bu modelin sosyal boyutunu da güçlendiriyor. Kadınların üretim sürecine katılmasıyla birlikte kooperatifler, klasik ekonomik modellerden ayrılıyor. Çünkü burada sadece “üretim” yok; aynı zamanda insan, çevre ve gelecek var.

Ancak tüm bu olumlu örneklere rağmen Mersin’de kooperatifçiliğin hala istenilen seviyeye ulaşamadığını da görmek gerekiyor.

Birçok kooperatif üretim yapabilecek potansiyele sahip olmasına rağmen; pazarlama, markalaşma ve sürdürülebilir finansmana erişim konusunda ciddi zorluklar yaşıyor. Sağlanan destekler çoğu zaman başlangıç için yeterli olsa da, devamlılık konusunda eksikler göze çarpıyor.

Bir diğer önemli başlık ise “mekan”.

Kooperatiflerin ürünlerini sergileyebileceği, doğrudan tüketiciyle buluşabileceği kalıcı alanlar Mersin’de hala sınırlı. Oysa bu şehir; sahilleri, turistik noktaları ve kent yaşamıyla kooperatif ürünleri için büyük bir potansiyele sahip.

Yerel yönetimlerin bu noktada daha stratejik adımlar atması gerekiyor. Kooperatifleri sadece desteklenen yapılar olarak değil, kentin ekonomik ve kültürel hayatının bir parçası haline getirmek şart.

Kooperatifler sadece üretim yapmaz.

Kooperatifler toplumu dönüştürür.

Kadınların üretime katıldığı, atığın değere dönüştüğü, yerelin güçlendiği bir model bu anlamda

KOOP-DES destekleri doğru bir başlangıç. Ancak bu başlangıcın güçlü bir hikayeye dönüşmesi için yerelde daha fazla sahiplenme, daha fazla görünürlük ve daha fazla sürdürülebilirlik gerekiyor.