Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta… İki şehir, iki acı olay… Ama tek bir gerçek İçimizi yakan, vicdanımızı sarsan bir tabloyla karşı karşıyayız.
Hayatını kaybeden çocuklarımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ancak artık sadece taziye dilekleriyle yetinmenin yeterli olmadığı bir noktadayız. Çünkü bu olaylar münferit değil aksine giderek büyüyen, derinleşen ve en güvenli olması gereken alanlara kadar sirayet eden bir sorunun açık göstergesidir.
Okullar…
Bir çocuğun hayata hazırlandığı, güven duygusunu öğrendiği, kendini ifade etmeyi keşfettiği yerlerdir. Peki ne oldu da bu alanlar, korkunun ve şiddetin gölgesine girmeye başladı?
Uzun süredir toplum olarak şiddetin yükselişini izliyoruz. Sokakta, evde, sosyal medyada, trafikte… Her alanda sertleşen bir dil, tahammülsüzlük ve öfke birikimi var. Ve ne yazık ki bu iklimden en çok etkilenenler çocuklarımız oluyor.
Bugün “suça sürüklenen çocuklar” diyerek hafifletmeye çalıştığımız mesele, artık çok daha ciddi bir noktaya ulaşmıştır. Çünkü ortada sadece bireysel hatalar değil, toplumsal bir kırılma vardır.
Bu çocuklar gökten düşmedi. Onları biz yetiştiriyoruz. Biz eğitiyoruz. Biz örnek oluyoruz.
O halde sormamız gereken en temel soru şu…
Nerede eksik yapıyoruz?
Çocuklar neden duygularını ifade edemiyor?
Neden öfke, iletişimin yerini alıyor?
Neden bir anda masumiyet, yerini şiddete bırakabiliyor?
Belki de sorun; dinlemeyi unutmamızda…
Belki de çocukları anlamak yerine onları sürekli yönlendirmeye çalışmamızda…
Belki de başarıyı sadece akademik sonuçlarla ölçmemizde…
Duygusal gelişimi ihmal edilen bir çocuk, zamanla kendini ifade edecek sağlıklı yollar bulamaz. İçinde biriken öfke, bastırılmış duygular ve anlaşılmama hissi, bir noktadan sonra kontrolsüz bir şekilde dışa vurulur. İşte o an, telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir.
Bu noktada sorumluluk sadece ailelere ait değildir.
Eğitim sistemi, sosyal politikalar, medya dili ve toplumsal değerler bütünüyle bu sürecin parçasıdır.
Okullarda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi,
Çocukların psikolojik destek mekanizmalarına erişiminin artırılması,
Ailelerin bilinçlendirilmesi,
Şiddeti normalleştiren dilin terk edilmesi…
Bunlar artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü mesele sadece bugünü kurtarmak değil, yarını inşa etmektir.
Bir çocuğun iç dünyasında büyüyen sessizlik, çoğu zaman en yüksek çığlığa dönüşür.
Bugün yaşananlar bize acı bir gerçeği hatırlatıyor:
Şiddet, bir anda ortaya çıkmaz.
Görülmeyen, duyulmayan, anlaşılmayan duyguların birikimiyle büyür.
Artık görmezden gelme lüksümüz yok.
Artık “bir şey olmaz” deme zamanı değil.
Artık gerçekten durup düşünme zamanı.
Çünkü kaybettiğimiz her çocuk, aslında geleceğimizden eksilen bir parçadır.