Atalarımız boşuna söylememiş: “Dereye ev yapma, sel alır”

Bu söz sadece bir uyarı değil, yüzyılların tecrübesidir. Ne yazık ki biz, bu tecrübeyi dinlemek yerine görmezden gelmeyi tercih ettik. Mersin’de yaşanan son afet, bu kadim atasözünün adeta canlı bir özeti oldu.

Dere yataklarına yapılan evler, ticari işletmeler, turistik bungalovlar… Doğanın “buraya dokunma” dediği her noktaya betonla cevap verdik. Sonra yağmur yağdı. Dere, asıl yatağını hatırladı ve olan oldu.

Ortaya çıkan tablo sadece maddi hasar değil.
Yıkılan yapılar, sürüklenen araçlar, kullanılamaz hale gelen iş yerleri kadar; yok olan bitki örtüsü, zarar gören doğal yaşam ve bozulan ekosistem de bu felaketin görünmeyen ama en ağır bilançosu oldu.

Aslında bu bir “doğal afet” değil; büyük ölçüde insan eliyle hazırlanmış bir sonuçtur. Dere yatakları imara açıldığında, “bir şey olmaz” denildiğinde, denetimler gevşetildiğinde, kısa vadeli kazançlar uzun vadeli risklerin önüne geçtiğinde yaşananlar kaçınılmazdır.

Bugün “geçmiş olsun Mersin” diyoruz ama asıl soruyu sormadan geçemeyiz:
Bu gerçekten son olsun mu? Yoksa bir sonraki yağmurda aynı manzarayı tekrar mı yaşayacağız?

Atalarımızın sözü hala orada duruyor.
Değişen tek şey, bizim onu dinleyip dinlemememiz.

Doğayla inatlaşılmaz.
Dere, yatağını er ya da geç geri alır.