Takvimler 10 Ocak’ı gösterdiğinde, çoğumuz için sıradan bir gün başlar. Ama bazıları için bu tarih, bir mesleğin yükünü, bedelini ve onurunu hatırlatır Çalışan Gazeteciler Günü.

Gazetecilik, dışarıdan bakıldığında sadece haber yazmak, kamera karşısına geçmek ya da manşet atmak gibi görünür. Oysa işin mutfağında uykusuz geceler, baskı saatine karşı verilen zamansız mücadeleler, bazen de “Bu haber yayınlanmalı mı?” sorusunun vicdanla yapılan ağır muhasebesi vardır. Gazetecilik, yalnızca bilgi aktarmak değil; doğruyu aramak, yanlışa karşı durmak ve çoğu zaman yalnız kalmayı göze almaktır.

Bugün gazeteci olmak, her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Hız çağında yaşıyoruz; bilgi çok, hakikat ise gürültünün arasında kaybolmaya her zamankinden daha müsait. Sosyal medyada saniyeler içinde yayılan yanlış bir bilgi, günlerce emek verilmiş doğru bir haberin önüne geçebiliyor. İşte tam da bu noktada gazetecinin sorumluluğu daha da büyüyor. Hızdan çok doğruluğu, tıklanmaktan çok güvenilirliği seçmek, mesleğin belki de en ağır sınavı.

Gazeteciler Günü, yalnızca kutlama günü olmamalı. Bu gün, aynı zamanda bir yüzleşme günü olmalı. Gazeteciler ne kadar özgür? Kalemler ne kadar bağımsız? Haberler ne kadar korkusuz? Bu soruların cevapları her zaman iç açıcı olmayabilir. Ama gazetecilik zaten rahat cevapların mesleği değildir. Gazetecilik, rahatsız eden soruların peşinden gitme cesaretidir.

Unutmamak gerekir ki, iyi gazetecilik toplumun hafızasıdır. Bugün yazılan bir haber, yarının tarihine düşülen bir nottur. Bu yüzden gazetecinin yaptığı iş, sadece bugünü değil, geleceği de ilgilendirir. Kalem bir kez eğrilirse, hafıza da eğrilir. Doğru yazılırsa, toplum nefes alır.

Bu mesleği zor şartlar altında, çoğu zaman görünmeden, alkış beklemeden yapan binlerce gazeteci var. Yerel gazetede çalışan, yağmurda fotoğraf çeken, gece yarısı adliye önünde haber kovalayan, ekran yüzü olmayan ama emeği büyük olan gazeteciler… Gazeteciler Günü en çok da onların günü.