Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. Öncel, 27 Mayıs Çarşamba günü başlayacak Kurban Bayramı tatili ve arife günü boyunca toplam 450 milyar liralık kartlı harcama yapılacağını tahmin ettiklerini söyledi. İlk bakışta piyasaların canlanması, çarkların dönmesi açısından kulağa hoş gelen, hatta "ekonomik canlılık" göstergesi olarak sunulabilecek bir rakam bu.

Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde, insan düşünmeden edemiyor: Biz neyi kutluyoruz, neyin bedelini ödüyoruz?

Krizin Gölgesinde Lüks Tüketim Refleksi

Derin bir ekonomik krizin içinden geçiyoruz. Enflasyonun bel büktüğü, alım gücünün eridiği, temel gıda maddelerine ulaşmanın bile her geçen gün zorlaştığı bir dönemde, sadece 5 günlük bir tatil kesitinde yarım trilyona yakın bir paranın harcanacak olması normal bir ekonomik refleks değildir. Bizim gibi gelişmekte olan veya yapısal krizlerle boğuşan ülkelerde, bu tür kitlesel harcama patlamaları genellikle bir refah göstergesi değil, bir "kaçış" psikolojisidir.

Geleceğe dair ekonomik kaygılar arttıkça, bireyler uzun vadeli planlar yapmak yerine günü kurtarmaya, anlık tüketimlerle moral bulmaya yöneliyor. Bayramlar, bu toplu deşarj olma ihtiyacının en net görüldüğü dönemler haline geldi.

Plastik Kartların Sahte Konforu

En tehlikeli yanılsama ise Sinan Öncel’in de vurguladığı gibi bu harcamaların ezici çoğunluğunun "kartlı" olması. Kredi kartı, cebimizde olmayan, henüz kazanmadığımız bir parayı harcama lüksü tanır bize. Cüzdandan nakit para çıkmadığında acısı hemen hissedilmez; o an sadece tatilin, bayramın, yeni kıyafetlerin veya kurulan zengin sofraların tadı çıkarılır. Ancak unutulan çok temel bir kural var: Plastik kartlarla yapılan her harcama, gelecek ayların bütçesinden çalınan birer rehindir.

Bayram bitip hayatın gri gerçekliğine, yani haziran ve temmuz aylarına döndüğümüzde, o 450 milyar liralık devasa faturanın bireysel hisseleri önümüze düşecek. Faiz oranlarının bu denli yüksek olduğu bir dönemde, asgari ödemelerle çevrilmeye çalışılan kart borçları, kişisel ekonomileri bir daha ayağa kalkamayacak şekilde geriye düşürme potansiyeline sahip. Birkaç günlük bayram coşkusu, aylarca sürecek bir finansal esarete dönüşebilir.

Şimdi Tasarruf Zamanı Değilse Ne Zaman?

Böyle dönemlerde toplum olarak daha temkinli, daha rasyonel ve çok daha tasarruflu olmak zorundayız. Bayramın maneviyatı, sevdiklerimizle bir arada olmanın huzuru; harcanan paranın miktarıyla ya da kredi kartı limitlerinin sonuna kadar zorlanmasıyla ölçülemez.

Tüketim çılgınlığının girdabına kapılmadan önce kendimize şu soruyu sormalıyız: Bayramda yapacağım bu harcama, bayramdan sonraki hayatımı ne kadar ipotek altına alacak?

Çarkların dönmesi güzeldir, evet. Ama o çarkların altında ezilen bireysel bütçeler olduğunda, ortada kutlanacak bir bayram kalmaz. Geleceğimizi taksitlendirerek bugünü kurtaramayız. Bu bayram, sadece sofralarımızı değil, cüzdanlarımızı ve geleceğimizi de koruma bayramı olmalı.