Her bayram öncesi içimizi tatlı bir telaş, sevdiklerimize kavuşmanın heyecanı kaplar. Yollar umuda, kucaklaşmalara, memleket hasretinin bitişine çıkar diye niyetleniriz. Ancak ne yazık ki, bu dokuz günlük tatil dönemi de bilançosu yüreklerimizi dağlayan, ülkece hepimizi derin bir hüzne boğan acı haberlerle gölgelendi.
Yollardan gelen kara haberler, üst üste yaşanan trafik kazaları, yürekleri yakan son otobüs faciası, serinlemek isterken can veren canlarımız ve asayiş olayları... Bu bayram, bir yanımız sevdikleriyle gülerken, diğer yanımız gidenlerin arkasından sessizce, kahrolarak ağladı. Sormadan edemiyoruz: Biz neyi yanlış yapıyoruz?
Bir şeyler yolunda gitmiyor, bu çok açık.
Çıkarılan onca derse, yapılan tüm uyarılara, denetimlere rağmen her tatil döneminde aynı makûs talihi yaşamayı bir kader olarak kabul edemeyiz. Kuralları biliyoruz ama uymuyoruz. Direksiyon başına geçtiğimizde zamanla yarışıyor, adeta o görünmez "saat uyumunu", sabrı ve saygıyı kaybediyoruz. Birkaç saat erken varmak uğruna, bir ömür boyu sürecek acılara kapı aralıyoruz. Sadece kuralları çiğnemekle kalmıyor, birbirimizin yaşam hakkını, geride bıraktığı gözü yaşlı aileleri de hiçe sayıyoruz.
Bu bayramın bilançosu ülke olarak çok ağır, çok yaralayıcı oldu. Yollar, bir kavuşma köprüsü olmak yerine, ne yazık ki yine ayrılıkların adresi haline geldi. Toplumsal olarak ciddi bir özeleştiri yapmanın, trafikte ve sosyal yaşamda "bana bir şey olmaz" mantığından tamamen sıyrılmanın vakti geldi de geçiyor. Unutmayalım ki; hiçbir acele, bir insanın canından daha kıymetli değildir.
Bu vesileyle, bayram tatili boyunca yaşanan trafik kazalarında, müessif olaylarda yaşamını yitiren tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet; geride kalan kederli ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Hastanelerde şifa bekleyen yaralı vatandaşlarımıza ise acil şifalar temenni ediyorum.
Milletimizin başı sağ olsun. Dilerim ki bir sonraki bayramı yollarında kan, ocaklarında ateş değil; sadece huzur ve neşe içinde kucaklaşarak yaşarız.