Mersin’in yaz aylarındaki o tanıdık, insanı adeta nefessiz bırakan, Akdeniz’in nemiyle harmanlanmış sıcağını hepimiz çok iyi biliriz. Ancak son yıllarda bu durum sadece mevsimsel bir "Akdeniz iklimi klasiği" olmaktan çoktan çıktı. İklim krizinin küresel ölçekteki acımasız etkisi, kentimizde artık bir altyapı, enerji ve resmen bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Termometreler her yıl yeni bir rekor kırarken, kent yaşamı da zincirleme bir krizin esiğine doğru sürükleniyor.

Bugün sokaklara çıktığınızda duyduğunuz o kesintisiz, uğultulu mekanik sesin kaynağı bellidir: Klimalar. Mersin’de yazın kavurucu günlerinde neredeyse her evde, her ofiste cihazlar tam kapasiteye yakın ve kesintisiz bir mesaiye başlıyor. Bireysel olarak serinlemek ve günü kurtarmak adına başvurduğumuz bu zorunlu yöntem, ne yazık ki kentsel ölçekte kendi kendini besleyen devasa bir kısırdöngü yaratıyor. Biz içeriyi soğutmaya çalışırken, dışarısını kendi ellerimizle daha çok yakıyoruz.
Fizik kuralları nettir; klima içerideki ısıyı emerken dış ünite vasıtasıyla sokağa, şehre muazzam bir sıcak hava üfler. Milyonlarca cihazın aynı anda dışarıya pompaladığı bu yapay sıcaklık, Mersin'in beton yoğun mimarisiyle birleştiğinde kent adeta dev bir fırına dönüşüyor. Üstelik bu durum sadece sokakları ısıtmakla kalmıyor, elektrik şebekesi üzerinde korkunç bir baskı kuruyor. Akşam saatlerinde trafolardan gelen patlama haberleri, zamansız kesinti riskleri ve her ay cüzdanları kelimenin tam anlamıyla yakan elektrik faturaları işte bu plansız sistemin doğrudan faturasıdır.

Peki, bu girdaptan çıkış yok mu? Elbette var. Üstelik kurtuluş reçetemiz, bizi her gün kavuran o gökyüzündeki devasa güçte saklı. Mersin’in en büyük bölgesel avantajı, Türkiye’nin en yüksek değerlerine ulaşan güneşlenme süresidir. Başımızı kaldırıp o yakıcı güneşe düşman gibi bakmayı bırakmalı, onu en güçlü enerjimiz haline getirmeliyiz. Bunun da tek yolu Çatı Tipi GES (Güneş Enerjisi Sistemi) uygulamalarını kent genelinde acilen ve kitlesel olarak yaygınlaştırmaktır.
Özellikle klimaların şebekeyi çökme noktasına getirdiği 12:00 ile 17:00 saatleri arası, güneş panellerinin de üretim zirvesi yaptığı zamandır. Eğer sanayi sitelerimiz, büyük sitelerimiz ve kamu binalarımız kendi elektriğini çatısından üretebilirse, Mersin’in yazlık pik yükü %15 ile %35 arasında bir oranda anında düşürülebilir. Bu, şebekenin nefes alması, kesintilerin tarihe karışması demektir.

Burada en büyük görev Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne ve ilçe belediyelerine düşüyor. Belediyelerin çevre aydınlatmalarından arıtma tesislerine, hizmet binalarından terminallere kadar tüm alanlarda jet hızıyla GES hamlesi başlatması şarttır. Yerel yönetim sadece kendi binalarında bunu yapmakla kalmamalı; imar yönetmeliklerine ekleyecekleri maddelerle yeni yapılacak sitelerde, iş merkezlerinde GES kurulumunu bir şart haline getirmelidir. Unutmayalım ki, kendi kendine yeten bir mahalle, kentin sırtındaki en büyük yükü hafifleten mahalledir.

Madalyonun diğer yüzünde ise enerji tasarrufu duruyor. Sektörün eski bir mottosudur: "En ucuz enerji, hiç harcanmayan enerjidir." Dönüp Mersin’in mevcut yapı stoğuna bir bakalım. Binalarımızın çok büyük bir kısmında dış cephe yalıtımı yani mantolama yok denecek kadar az. Toplumumuzda yalıtımın sadece soğuk memleketlerde ısınmak için yapılacağına dair yanlış bir algı var. Oysa yalıtım, sıcağı dışarıda tutmak için Akdeniz’de çok daha hayati bir zorunluluktur. Isı yansıtıcı özellikli konfor camların pencerelerde zorunlu tutulması ve doğru bir mantolama, klimaların çalışma ihtiyacını neredeyse yarı yarıya azaltacaktır.

Sonuç olarak dostlar, sorunumuz sadece klimaların kalitesi değil, bütünsel olarak kentin "ısınması" ve nefes alamamasıdır. Beton blokların arasında sıkışıp kalmış bir Mersin istemiyorsak; beton yoğun alanlarda ağaçlandırmayı, parkları ve yeşil koridorları artırmak zorundayız. Sıcağı emen kapkara asfalt yerine modern, ısı tutmayan zemin malzemelerine geçilmeli ve en önemlisi sahil rüzgarını şehrin kılcal damarlarına kadar taşıyacak imar düzenlemeleri tavizsiz bir şekilde takip edilmelidir. Akdeniz'in rüzgarını kesen o dikey devasa binaların cezasını bugün tüm kent kavrularak ödüyor. Vakit, güneşi düşman değil dost ilan etme vaktidir.