“Tekerlekli İstila” mı, Doğru Planlama mı?

Akdeniz’in incisi Mersin, doğanın cömert davrandığı, deniziyle yaylasını neredeyse aynı gün içinde yaşatabilen müstesna bir coğrafya. Kentin 321 kilometrelik sahil şeridi, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti kendine çekiyor. Ancak son yıllarda tüm dünyada yükselen, pandemiyle birlikte zirve yapan bir "özgürlük" akımı var ki, bugün kentin en gözde sahillerini kelimenin tam anlamıyla kuşatmış durumda: Karavan turizmi.

Önceleri kulağa hoş gelen, doğayla iç içe, minimalist bir tatil alternatifi olarak sempatiyle baktığımız bu trend, ne yazık ki Mersin’de kontrolsüz ve plansız büyümenin kurbanı olmak üzere. Nur topu gibi bir sorunumuz var ve bu sorun sahil şeridinde gözümüzün önünde büyüyor.

Bunun en somut, en taze örneği Silifke’nin adeta bir doğa harikası olan Eğribük koyu. Yaz sezonunun henüz başında olmamıza rağmen, bölgeden yükselen feryatlar durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Haklı olarak isyan eden bir Silifkeli hemşehrimizin şu sözleri, aslında mızrağın çuvala sığmadığının kanıtı: “Silifkeli olarak Eğribük’e giremedik resmen karavanlardan. Buna bir çare bulunsun!”

Bir kentin yerli halkı, kendi memleketinin denizine, koyuna ulaşamıyorsa, orada "turizm" değil, bir "işgal" mantığı baş göstermiş demektir. Eğribük, Mersin’in tüm kıyıları gibi kamunun, yani hepimizin ortak kullanım alanıdır. Anayasal bir hak olan sahillerin halka açık olması ilkesi, tekerlekli evlerin keyfi hatlarıyla bariyerlenemez.

Buradaki asıl mesele karavan kültürünün kendisine düşman olmak değil; bu kültürün getirdiği düzensizlik, altyapısızlık ve çevre kirliliğidir. Karavanıyla gelen tatilcinin atık suyu nerede arıtılıyor? Çöpü nasıl toplanıyor? Elektriği, suyu nereden karşılanıyor? Bu soruların cevabı net olmadığında, karşımıza çevre halkını canından bezdiren bir kaos çıkıyor. Hafta sonları ve yaklaşan bayram dönemlerinde bu yoğunluğun yaratacağı tahribatı tahmin etmek zor değil.

Yetkililerimizin, yerel yönetimlerin ve turizm planlamacılarının acilen harekete geçmesi gerekiyor. Çözüm karavanı tamamen yasaklamak değil, onu "nizami ve düzenli bir planlama" içerisine almaktır.

Avrupa’daki Örnekler İncelenmeli: Dünyanın pek çok yerinde karavanların rastgele sahil şeridine, yürüyüş yollarına park etmesi yasaktır. Karavanlar için şehirden ve hassas koylardan biraz daha geride, altyapısı (elektrik, su, fosseptik boşaltım alanları) olan özel "Karavan Park alanları" (Camping alanları) oluşturulur.

Kotalar ve Kurallar Getirilmeli: Eğribük gibi bakir koyların taşıma kapasitesi belirlenmeli, sahil şeridi karavan işgalinden arındırılarak yeniden halkın rahatça denize girebileceği, yürüyüş yapabileceği eski formuna kavuşturulmalıdır.

Mersin, turizmin her rengine ev sahipliği yapabilecek zenginlikte bir şehir. Ancak bir tarafı ihya ederken, bölge halkını mağdur eden, doğayı ve kıyı estetiğini katleden bir düzensizliğe "turizm" diyemeyiz. Eğribük’te yükselen bu haklı çığlık, yarın tüm Mersin sahillerinin ortak sessizliği olmadan önce, yetkilileri göreve ve planlı bir koordinasyona davet ediyoruz.

Çünkü Mersin’in denizi de, yaylası da hepimizin; birkaç tekerleğin gölgesinde kalmayacak kadar değerli.