Son günlerde dışarıda bir şeyler yemek, lezzet testinden ziyade ciddi bir ileri matematik sınavına dönüştü. Geçen gün kasabın önünden geçerken 1 kilo kıymanın etiketine baktım 1000 TL. Ardından esnaf lokantasına ve tantuniciye uğrayıp porsiyon hesaplarına daldım. Bir de ne göreyim? Menüde 200 gramlık et tabağı 650 TL, bir porsiyon et tantuni ise 400 TL’yi bulmuş. Hesap makinesini çıkarıp çarptım. Etin kilogramı tabağa girince birden 3.250 TL’ye fırlıyor! Yani evdeki kıymanın tam 3.2 katı, iyimser bir Türkiye ortalamasıyla baksak bile neredeyse 2.5 katı bir fiyat farkı.

İnsan ister istemez soruyor: Kime göre, neye göre?

Orta gelirli bir vatandaşın dışarıda karnını doyurması artık sadece mideyi değil, doğrudan cüzdanı yakıyor. İşin garibi, denklemdeki temel girdiler belli. Asgari ücret sabit, dükkanın kirası sözleşmeye bağlı, elektrik-doğalgaz tarifeleri ortada. Yıl sonuna kadar sabit kalması beklenen maliyetler dururken, yediğimiz her bir porsiyon tantuni veya lokanta yemeği sanki borsa endeksi gibi gün gün üzerine koyuyor.

Eskiden sokak lezzetleri ve esnaf lokantaları "halkın sığınağı" olurdu. "Mersin’e geldik, bir dürüm yiyelim" demek ailece keyifli bir akşam etkinliğiydi. Şimdilerde ise bir porsiyon tantuniye bakarken, eti pişiren ustanın ateşi kadar cebimizdeki yangını hissediyoruz. Yanına bir cacık, bir komposto eklemeye kalksak hesap zaten küçük bir gıda alışverişi tutarına erişiyor.

Peki, bu fiyat ortalaması neye göre belirleniyor? Galiba yeni ekonomi kuralımız "Nasıl olsa yiyecekler." Serbest piyasa dediğimiz kavram, esnaf lokantalarında "isteyen istediği rakamı yazar" özgürlüğüne dönüşmüş durumda.

Mideyi doyururken bütçeyi delmediğimiz, matematiğin sadece okullarda ders olarak kaldığı günlere kavuşmak dileğiyle... Şimdilik en iyisi, evdeki kıymayla yetinip Mersin sahilinde sadece deniz havası almak gibi görünüyor; ne de olsa onun kilosuna henüz zam gelmedi!