Geçen gün sokakta yürürken kendimi bir anlığına Survivor parkurunda sandım. Solumda bir zincir marketin kaldırıma tırpan attığı bisküvi koli dağları, sağımda "Beş dakikaya geliyorum abim" duasıyla kaldırıma tünemiş bir SUV, önümde ise yürüyen bir manav tezgahı... Bir an belgesel sunucusu gibi fısıldayasım geldi. "Ve işte Türk yayası, doğal ortamında engelleri aşarak evine ulaşmaya çalışıyor..."
Şaka bir yana, bebek arabasını itmeye çalışan bir ebeveyn ya da tekerlekli sandalyesiyle sokağa çıkan bir engelli vatandaşımız için şehir içi ulaşım bazen tam anlamıyla bir ekstrem spora dönüşüyor. Kaldırımlar; yaya yolu mu, dükkan uzantısı mı yoksa bedava otopark mı? belli değil. "Benim dükkanın önü" mantığıyla kaldırıma koltuk atan esnafımız, sanırsın o kaldırımın tapusunu çeyizinde getirdi. Kaldırıma iki tekerini koyup "Dörtlüleri yaktım ya kardeş" diyen sürücülerimiz ise meşruiyet sınırlarını çoktan aştı.
İşte tam bu kaosun ortasında, şehir içi düzenin pelerinli, daha doğrusu üniformalı kahramanları devreye giriyor: Zabıta Teşkilatımız!
Seyyar satıcının "Ağabey vallahi son karpuz" duygu sömürüsüne direnç gösteren, pazar esnafının çizgi ihlallerini milimetrik cetvelle ölçer gibi takip eden, "Arabayı iki dakika bıraktık ya" diyen sürücüye kuralları hatırlatan zabıtaların işi gerçekten zor. Düşünsenize; hem şehrin nizamını koruyacaksın hem de "Aman hemşerim kırılmasın" diyen her bir vatandaşa laf anlatacaksın. Sabır taşı olsa çatlar, ama bizim zabıtalar maşallah her gün bu tatlı-sert mücadeleye devam ediyor.
Ama gelin görün ki, bu iş sadece zabıtanın arkasından düdük çalmakla bitmiyor. Şehrin huzuru ve ortak yaşam alanı kültürü, hepimizin vicdanına emanet. Kaldırıma koyduğu iki kasa domatesle bir annenin bebeğiyle yola atlamasına sebep olan esnafın o domatesten bereketi kaçar. "Hemen döneceğim" diyerek kaldırıma araç park eden sürücü, engelli bir bireyin özgürce hareket etme hakkını açıkça gasp eder. Yaya olarak yürüyen vatandaşın ise kendi özgürlük alanına sonuna kadar sahip çıkması gerekir.
Kaldırımlar birer sergi alanı veya açık hava otoparkı değildir; yayaların kesintisiz, güvenli ve huzurlu yürüme hakkıdır. Zabıta ekiplerimizin bu konudaki kararlı, tavizsiz ve sürekli denetimlerini alkışlıyoruz ve kendilerine bol sabır diliyoruz.
Şehirde yaşamak sadece aynı havayı solumak değil, birbirimizin hakkına saygı duymaktır. Kaldırımları yayalara bırakın, yürümek herkese iyi gelir!