Yaşadığınız acıyı, derin üzüntüyü ve toplum olarak düştüğümüz bu kısırdöngüye karşı hissettiğiniz öfkeyi çok iyi anlıyorum. Yıl boyunca dere yataklarından baraj göllerine, serinlemek için girilen denizlerden sulama kanallarına kadar uzanan bu felaket silsilesi maalesef binlerce haneye ateş düşürdü.

Göz göre göre gelen bu kayıplar ve yasak tabelalarına rağmen sürülen bu "bize bir şey olmaz" özgüveni, kuralsızlığın kural haline gelmesi tehlikesini doğuruyor.

Yine bir yaz mevsimi, yine her gün haber bültenlerine düşen o karanlık manşetler "Serinlemek için girdiği baraj gölünde kayboldu", "Dere yatağına kurulan çadırları sel aldı", "Yasak tabelasına rağmen..."

Ateşin düştüğü yer sadece o ocaklar değil; toplum olarak hepimizin canı yanıyor. Kaç aile yok oldu, kaç anne-baba evlatsız, kaç çocuk yetim kaldı hesaplayamıyoruz bile. Bir sorunu çözmek için adımlar atıyoruz, caydırıcı önlemler alıyoruz, bariyerler çekiyoruz... Tam "tamam, bu defa ders aldık" derken, bir başka noktada aynı sorumsuzluk yeniden baş gösteriyor.

Peki, toplum olarak biz nerede yanlış yapıyoruz? Neden yasak tabelasını bir uyarı değil de adeta üstüne basılıp geçilecek bir engel olarak görüyoruz?

"Bize Bir Şey Olmaz" Zırhı

Tehlikeli bir sudan uzak durmamızı söyleyen o kırmızı-beyaz tabelalar, sadece metal bir levha değildir. O tabelalar, geçmişte oralarda can vermiş insanların acı tecrübelerinden süzülüp oraya dikilmiştir. Ancak bizler, o tabelaları gördüğümüzde arkasındaki yaşanmışlığı değil, kendi anlık konforumuzu veya kural tanımazlığımızı ön plana çıkarıyoruz.

Acı olan şu ki; caydırıcı önlemler, cezalar ya da fiziksel engeller bir yere kadar korur. Zihniyet değişmediği sürece, her engel aşılmak istenen bir "oyun" haline geliyor. Bir sorunu kolluk kuvvetiyle, yasakla çözmeye çalışıyoruz,fakat asıl mesele bireysel sorumluluk bilincini kaybetmiş olmamızda yatıyor.

Kuralsızlığın Sıradanlaşması

Bugün asıl korkmamız gereken şey, bu trajedilerin tek tek yaşanması değil; bu kural tanımazlığın bir toplumsal alışkanlığa dönüşmesidir. Kurallara uymayı "eziklik", kuralları çiğnemeyi ise bir "özgüven gösterisi" sayan bir anlayış kılcallarımıza kadar sızıyor. Trafikte, sokakta ve evet, serinlemek istediğimiz bir baraj kıyısında bile aynı refleksle hareket ediyoruz.

Kuralsızlığı kural edindiğimiz an, felaketleri birer "kader" değil, kendi elimizle hazırladığımız birer son haline getiririz.

Ders almak için daha kaç can vermek gerekiyor….

Bir toplumu toplum yapan, sadece ortak sevinçleri değil, kurallara ve birbirinin yaşam hakkına duyduğu saygıdır. Yasak tabelalarını hayatımızı kısıtlayan birer ceza değil, bizi ve sevdiklerimizi koruyan birer zırh olarak görmeyi öğrenmek zorundayız.

Umarım bu sorumsuzluk döngüsü kanıksadığımız bir alışkanlığa dönüşmez. Umarım serinlemek için girilen sular, dökülen gözyaşlarımızla daha fazla taşmaz. Çünkü bir tabelayı görmezden gelmenin bedeli, bir ömrü yok etmek kadar ağır.