İmaj yaratmak hiç olmadığı kadar hayatımızın içinde. Spor salonuna gidiyoruz, gardırobumuzu yeniliyoruz, beden dilimizi bile bilinçli kullanıyoruz.
Kendimizi dışarıda nasıl göstereceğimizi daha çok önemsiyoruz. Bu da normal. Ama ilginç olan şu ki, bütün bu özenin etkisi çoğu zaman konuşma başladığı anda şekil değiştiriyor. Çünkü imaj dışarıdan görünür ama insanı gerçekten gösteren şey, kendisini nasıl ifade ettiğidir.
Birinin konuşması bazen karakterine açılan küçük bir pencere gibidir. Kelime seçimleri, ses tonundaki sakinlik ya da acele, cümleler arasındaki o küçük duraksamalar… İnsanın iç dünyasını dış görünüşten çok daha doğru anlatır. Kıyafet bir tercih olabilir ama konuşma biçimi çoğu zaman bir alışkanlığın, bir görgünün, hatta bir hayat görüşünün kendisidir.
Üslup aynı zamanda ilişkileri belirleyen görünmez bir alandır. Yan yana durmak kolay, birlikte konuşabilmek zordur. Bazılarının sözü ortamı ağırlaştırır, bazılarının ise sade bir cümlesi bile içeriye ferahlık getirir. Bu farkın nedeni “şık giyinmek” değil, kırmadan konuşmayı bilen bir iç disiplin, bir duyarlılık hâlidir.
Ve nezaket artık lüks bir detay değil; insan olmanın en temel zarafeti. Bir ricanın iyi ifade edilmesi, bir teşekkürün yerini bilmesi, tartışırken bile karşındakine alan bırakabilmek… Bunlar bugün bir markadan ya da trend bir parçadan çok daha kıymetli.
Günlük hayatın hızında unuttuklarımız arasında: Aynanın gösterdiği şey görüntü ancak kelimelerin gösterdiği şey insanın hakiki yüzüdür. Ve insanı en kalıcı şekilde anlatan şey de üzerinde ne taşıdığı değil, dilinde neyi sakladığıdır.