Son zamanlarda sabah kahvesiyle ilgili sağlık paniği havasında şu uyarıyı duyar olduk:
Uyanır uyanmaz kahve içmeyin, kortizolünüz yükselir!
Bu cümle o kadar tekrarlandı ki neredeyse bilimsel bir kural gibi benimsenmeye başlandı. Oysa mesele bu kadar net değil. Hatta bilimsel çalışmalar bu konuda sanılandan daha katmanlı ve sakin bir tablo çiziyor.
Kortizol, vücudun doğal uyanma hormonudur. Sabah saatlerinde yükselmesi bir sorunun aksine bedenin güne hazırlanma biçimidir, olağandır. Bu yükseliş kahveden bağımsız olarak gerçekleşir.
Peki kahve bu tabloyu nasıl etkiliyor?
Bu konuda yapılan çalışmalar, sabah kahvesinin herkes için aynı etkiyi yaratmadığını gösteriyor. Kahveyi düzenli içen kişilerde, sabah içilen ilk fincan çoğu zaman kortizolde belirgin bir artışa yol açmıyor. Çünkü vücut genelde kafeine zamanla alışıyor. Sakin bir sabah, alışılmış bir rutin ve tanıdık bir kahve… Bu üçlü bir araya geldiğinde beden çoğu zaman normal akışında ilerliyor.
Ancak tablo stres devreye girdiğinde değişiyor.
Uykusuzluk, yoğun zihinsel baskı, kaygı ya da hızlı bir tempo eşliğinde içilen kahve, kortizol yanıtını daha belirgin hâle getirebiliyor. Gün içinde art arda tüketilen büyük fincan kahveler de bu etkiyi güçlendirebiliyor. Bu noktada mesele kahvenin kendisinden çok, kahvenin eşlik ettiği yaşam temposu oluyor.
Bu yüzden “sabah kahvesi içmek yanlış” gibi genellemelerle, bize keyif veren sınırlı sayıdaki alışkanlıklarımızı yıpranarak değiştirmeye çalışmadan önce bilime yeniden bakmakta fayda var. Kahvenin etkisi; kişiye, alışkanlığa, stres düzeyine ve günlük ritme göre değişiyor. Aynı kahve, bir kişide hiçbir şey yapmazken başka birinde huzursuzluğu artırabiliyor.
2026’da daha az panik, daha çok bilim dileğiyle.