Bir yıl daha biterken insanın aklında tek bir soru dönüp duruyor: Bu yıl sadece bana mı yorucuydu?

Ne büyük bir şaşkınlık ne de coşkulu bir kapanış var. Daha çok üst üste binmiş haberler, araya sıkışmış gündemler, “bir şeyler oluyor ama tam olarak ne oluyor?” hissi… Türkiye’de de dünyada da yıl galiba böyle geçti.

Bir tarafta değişmeyen bir hız.
Diğer tarafta bu hızın ve olayların altında nefes almaya çalışan hayatlarımız.

Türkiye’de 2025, tetikte kalmayı öğreten bir yıl gibiydi. Ekonomi konuşulurken gündem değişti, gündem değişirken başka bir mesele geldi. Deprem ihtimali, güvenlik haberleri, adalet tartışmaları, sosyal başlıklar… Hiçbiri tek başına değildi; hepsi yan yana yürüdü. Böyle olunca gündemi takip etmek bir tercih olmaktan çıkıp neredeyse zorunlu bir mesaiye dönüştü.

Dünyada da tablo çok farklı değildi. Savaşların tamamen bitmediği, ateşkeslerin kalıcı olmadığı, diplomasinin sık sık “idare etme” modunda ilerlediği bir dönem yaşandı. Küresel ekonomi dalgalıydı. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlerken, iklim krizi artık “sonra bakarız” denecek bir başlık olmaktan çıktı.

Yangınlar, seller, aşırı sıcaklar…
Dünya, kendi bedeninden sinyaller verdi.

Bir yandan yapay zeka, uzay çalışmaları ve büyük teknolojik atılımlar konuşuldu. Öte yandan insanlar hâlâ barınmayı, güvenliği ve diğer temel ihtiyaçları dert edindi. Gelişme ile kırılganlık yan yana yürüdü.

2025 bize büyük cevaplar vermedi. Daha çok soru bıraktı.
Gelecek nasıl olacak?
Bu tempo sürdürülebilir mi?
Alışamadığımız şeyler gerçekten normal mi?

Türkiye’de de dünyada da insanlar bu soruları yüksek sesle değil, çoğu zaman içlerinden sordu. Belki de bu yüzden yıl bu kadar ağır hissettirdi. Herkes bir şeyleri anlamaya çalıştı ama durup uzun uzun düşünmeye pek kimsenin alanı olmadı.

Yılın sonunda geriye kalan şey şu:
Ne tamamen karanlık bir tablo ne de umut dolu bir manzara.

Daha çok “sadece devam ediyoruz” hissi.

Bu yüzden soru yerinde:
Bu yıl sadece bana mı yorucuydu?

Muhtemelen değil.
Çünkü bu yıl, tek tek değil, birlikte ağırdı.