Türkiye son haftalarda aynı anda iki ağır başlığı konuşuyor
Gıda güvenliği ve gıda israfı. Zehirlenme haberleri art arda gelirken İstanbul’da tüm gıda işletmelerinin 24 saat kayıt altına alınmasını zorunlu kılan yeni bir uygulama devreye girdi. Evet, İstanbul büyük bir nüfusa sahip… Ama sorun İstanbul’la sınırlı değil; sorun ülkenin tamamında.
Denetimsizlik, artan maliyet baskısı ve enflasyonun tüketiciyi ucuz ve güvensiz gıda ürünlerine itmesi, bugün yaşadığımız tablonun temel sebebi. Gıda zinciri kırılmış durumda; üretimden depolamaya, taşımadan satışa kadar her halkadaki aksama sağlığımıza doğrudan yansıyor.
Peki tüm bunlar daha önce yok mu idi?
Elbette vardı. Kaçak üretim, tağşiş, bozulmuş gıdalar, eksik denetimler… Bunların hiçbiri yeni değil. Ancak bugün çok daha görünür olmasının acı bir sebebi var.
Türkiye, gurbetçi bir ailenin İstanbul’daki yok oluşunu izledi.
Acı düştüğü yeri yaktı ama ülke olarak hepimizin yüreğini yaktı.
Bir aile, bir hayat, bir umut… Bir anda yok oldu.
Ve toplum ilk kez gıda güvenliğinin ne kadar yaşamsal bir mesele olduğunu bu kadar sert bir tokatla hissetti.
Bu yüzden artık insanlar bir mide bulantısını, bir baş dönmesini, bir soğuk algınlığını “geçer” diye hafife almıyor.
Çünkü gördük ki bazen geçmiyor…
Bazen geri dönüşü olmuyor.
Bazen basit sandığımız bir belirti, aslında kırılmış gıda zincirinin son halkasındaki bir çığlığın habercisi.
Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan zehirlenme vakaları bizi uyarmaya devam ediyor. Ekonomik baskı altında üretilen, depolanan, taşınan ve satılan gıdalar her geçen gün daha fazla riski içinde barındırıyor. Tüketici ucuz ürüne yöneldikçe, üretici maliyet baskısıyla kaliteyi zorlukla korudukça, denetim mekanizması zayıfladıkça bu risk büyüyor.
Artık şununla yüzleşmeliyiz:
Gıda güvenliği, sadece soframızın değil; çocuklarımızın, ailelerimizin, geleceğimizin güvenliğidir.
Bundan sonra yapılacak olan, acının bizi harekete geçirmesi olmalı.
Denetimlerin güçlendirildiği, gıda zincirinin her halkasının kayıt altına alındığı, üreticinin desteklendiği, tüketicinin bilinçlendirildiği yeni bir yaklaşımı benimsemek zorundayız.
Çünkü mesele sadece fiyat değil.
Mesele sadece israf değil.
Mesele sadece ekonomi değil.
Mesele, yaşam hakkı.