Halk takvimine göre cemrelerden ikincisi suya düştü. Gökyüzünden toprağa, topraktan suya uzanan bu kadim inanış; yalnızca mevsimsel bir geçişi değil, aynı zamanda insanın doğayla kurduğu derin bağın sembolünü anlatır. Birinci cemre havaya, ikinci cemre suya, üçüncü cemre ise toprağa düşer… Ve her biri, baharın adım adım gelişini müjdeler.

İkinci cemrenin suya düşmesiyle birlikte dereler, göller ve denizler adeta uyanır. Sular ısınır, kıyılar hareketlenir, sulak alanlar yeni bir döngüye hazırlanır. Balıklar yön değiştirir, kuşlar göç yollarında yeni duraklara konar. Özellikle Göksu Deltası gibi sulak alanlarda bu mevsimsel dönüşüm çok daha belirgin hissedilir. Flamingoların kanat sesine karışan rüzgar , doğanın yeniden nefes alışını fısıldar.

Ancak bugün cemrenin suya düşmesi yalnızca romantik bir mevsim anlatısı olarak kalmamalı. Çünkü suyun ısınması artık sadece baharın habercisi değil; aynı zamanda küresel ısınmanın, değişen iklim rejimlerinin ve bozulan ekolojik dengenin de bir göstergesi olabiliyor. Mevsimler takvimde yerini korusa da, doğanın ritmi her geçen yıl biraz daha değişiyor.

İklim değişikliğinin etkileri en çok su üzerinden hissediliyor. Kuraklık, ani yağışlar, taşkınlar, deniz seviyesindeki yükselme… Suyun bereketi kadar öfkesi de artıyor. Oysa su; hayatın kaynağı, medeniyetlerin kurucusu ve insanlığın ortak mirasıdır. Suyu korumak, aslında geleceği korumaktır.

Baharın kapıları aralanırken kendimize şu soruyu sormalıyız: Doğanın bu zarif dengesini korumak için ne yapıyoruz? Günlük hayatımızda su tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçiriyor muyuz? Atıkları ayrıştırıyor, enerji tasarrufuna dikkat ediyor, doğaya saygılı bir yaşamı gerçekten benimsiyor muyuz..

Cemre, düşüp geçtiği yeri ısıtır. Belki de bugün bize düşen; sadece havayı, suyu ve toprağı değil, bilincimizi de ısıtmaktır. Çünkü doğa, kendisine gösterilen özeni asla karşılıksız bırakmaz. Ona ne verirsek, onu çoğaltarak geri sunar.

Suya düşen cemre umut demektir. Umut ise sorumluluk ister. Eğer doğanın ve iklimin dengesini koruyabilirsek, bahar her yıl aynı coşkuyla geri dönecek. Aksi halde mevsimlerin o eşsiz armonisini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağız.