Toprağının altında tarih, üstünde ise büyük bir sessizlik taşıyan şehir.
Yıllardır konuşuyoruz.
Potansiyel diyoruz, miras diyoruz, “çok zengin bir kentiz” diyoruz.
Ama bir soru hala ortada duruyor:
Bu zenginliği gerçekten yönetebiliyor muyuz?
Kültür ve Turizm Bakanlığı Mersin’de önemli işler yaptı, bunu inkar etmek mümkün değil.
Soli Pompeiopolis’te yürütülen kazılar,
Gözlükule Höyüğü’nde ortaya çıkarılan binlerce yıllık geçmiş,
St. Paul Anıt Müzesi gibi restorasyon örnekleri…
Evet, bunlar kıymetli.
Ama yeterli mi?
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü Mersin’de sorun “hiçbir şey yapılmıyor” değil.
Sorun, yapılanların bir bütün oluşturmaması.
Bir şehir düşünün…
Bir ucunda kazı var, diğer ucunda kaderine terk edilmiş bir ören yeri.
Bir noktada restorasyon yapılmış, birkaç kilometre ötede taşlar sökülüyor, tarih yok oluyor.
Plan var gibi… ama bütüncül bir vizyon yok.
Oysa Mersin sıradan bir şehir değil.
Soli Pompeiopolis’ten başlayıp Tarsus’a, oradan Anamur’a uzanan bu hat;
Doğu Akdeniz’in en güçlü tarih koridorlarından biri.
Ama biz bu koridoru hâlâ bir “rota”ya dönüştürebilmiş değiliz.
Sorulması gereken sorular;
Neden hala güçlü bir alan yönetimi yok?
Neden kazılar, restorasyonlar ve turizm planları tek merkezden koordine edilmiyor?
Neden yüzlerce ören yeri hala envanterde var ama sahada yok?
Bugün teknoloji çağındayız.
3 boyutlu taramalar, dijital arşivler, akıllı turizm uygulamaları…
Dün hayal olan şeyler bugün birkaç yıllık planlamayla mümkün.
Ama mesele teknoloji değil.
Mesele öncelik.
Bir şehre değer katmak istiyorsanız, önce neye sahip olduğunuzu bilmeniz gerekir.
Mersin’in en büyük sorunu da bu:
Elindeki değerin farkında ama gereğini yapma konusunda kararsız.
Oysa bu şehirde atılacak doğru adımların karşılığı çok büyük
Turizm gelirinde sıçrama
Uluslararası görünürlük
Gençler için yeni istihdam alanları
Ve en önemlisi: kimlik
Çünkü bir şehir, geçmişi kadar güçlüdür.
Bugün İmbrigon Anıt Mezarı için yapılan çağrı aslında tek bir yapıya değil, bütün bir mirasa yapılmış bir çağrıdır.
Rölöve, restitüsyon, restorasyon…
Bunlar teknik terimler değil; bir şehrin hafızasını ayağa kaldırmanın adımlarıdır.
Eğer bugün bu adımlar atılmazsa, yarın konuşacak bir mirasımız kalmayacak.
Artık parçalı işler değil, büyük bir hikaye yazma zamanı.
Kazıdan restorasyona, tanıtımdan turizm rotalarına kadar entegre bir model kurulmalı.
Ve bu modelin merkezinde şu gerçek olmalı:
Mersin, sadece bir şehir değil; bir açık hava müzesidir.
Ama müze dediğiniz şey, korunursa anlamlıdır.
Aksi halde…
Sadece kaybedilmiş bir mirasın hikayesini anlatırız.
Ve o hikayeyi dinleyecek kimse kalmaz.