Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde yürütülen çevre vizyonu, yalnızca bir farkındalık kampanyası değil; toplumsal bir dönüşüm çağrısıdır. 81 ilde “Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık” temasıyla düzenlenen “COP31 Sürecinde Türkiye Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları”, bu dönüşümün sahaya yansıyan en güçlü adımlarından biri olarak karşımızda duruyor.
Bugün dünya, iklim krizinin gölgesinde yeni bir yol arıyor. Kuraklık, aşırı hava olayları, gıda güvenliği ve enerji verimliliği gibi başlıklar artık yalnızca çevrecilerin değil, tüm insanlığın ortak meselesi. Türkiye ise bu süreçte edilgen bir izleyici değil; çözüm üreten, politika geliştiren ve uygulayan bir aktör olma iddiasını ortaya koyuyor.
Yerelden Başlayan Küresel Sorumluluk
Çalıştayların en dikkat çekici yönü, yerel dinamikleri merkeze almasıdır. Çünkü israfla mücadele mutfakta başlar, atık yönetimi mahallede şekillenir, çevre bilinci okulda ve ailede kök salar. Belediyelerden üniversitelere, kamu kurumlarından sivil toplum kuruluşlarına kadar geniş bir paydaş katılımıyla gerçekleştirilen toplantılar; her ilin kendi çevresel önceliklerini belirlemesine imkan tanıyor.
Bu yaklaşım, çevre politikalarının tepeden inme değil; katılımcı ve sürdürülebilir bir anlayışla şekillendiğini gösteriyor. Yerelde üretilen çözüm, ulusal stratejiye dönüşüyor; ulusal vizyon ise küresel platformlarda Türkiye’nin elini güçlendiriyor.
İsrafla Mücadele: Ahlaki ve Ekonomik Bir Sorumluluk
İsraf, yalnızca çevresel bir sorun değildir. Aynı zamanda ahlaki, ekonomik ve toplumsal bir meseledir. Kullanılmadan çöpe giden her gıda ürünü; tüketilen her gereksiz enerji kaynağı; geri dönüştürülebilecekken toprağa gömülen her atık, gelecek nesillerin hakkından eksiltmektedir.
Birleşmiş Milletler verilerine göre küresel atık üretimi her yıl artarken, doğal kaynaklar hızla tükenmektedir. Bu tablo karşısında Türkiye’nin Sıfır Atık yaklaşımı,yalnızca bugünü değil, yarını da koruma iddiası taşımaktadır.
COP31 Sürecinde Türkiye’nin Konumu
Uluslararası iklim müzakereleri, ülkelerin çevre politikalarını somut taahhütlerle ortaya koyduğu platformlardır. COP31 sürecine giderken düzenlenen bu çalıştaylar; Türkiye’nin sahadan veri toplayan, yerel uygulamaları ulusal raporlara dönüştüren ve çözüm önerileri geliştiren bir hazırlık süreci yürüttüğünü göstermektedir.
Bu durum, Türkiye’nin iklim diplomasisinde daha güçlü ve donanımlı bir pozisyon almasını sağlayacaktır. Çünkü güçlü politika, güçlü veri ve güçlü toplumsal destekle mümkündür.
Çevre meselesi siyaset üstüdür. Partilerden, görüşlerden ve ideolojilerden bağımsız olarak hepimizin ortak sorumluluğudur. Çocuklarımıza bırakacağımız miras yalnızca ekonomik büyüme değil; temiz hava, sağlıklı su kaynakları ve yaşanabilir şehirler olmalıdır.
“Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık” teması, aslında çok net bir mesaj vermektedir: Değişim evimizde başlar, ülkemize yayılır ve dünyaya örnek olur.
Türkiye’nin Sıfır Atık yolculuğu; bireysel farkındalıkla başlayan, kurumsal kararlılıkla güçlenen ve uluslararası arenada karşılık bulan bir çevre seferberliğidir. Bu seferberlik, yalnızca bir proje değil,bir medeniyet tasavvurudur.
Çünkü çevreyi korumak, insanı ve geleceği korumaktır.