Bir zamanlar sosyal medya, kuralların sınırında dolaşılabilen, hatta kimi zaman hukukun erişemeyeceği düşünülen bir alan gibi algılanıyordu. Ekranlarda sergilenen lüks hayatlar, kaynağı sorgulanmayan servetler, gösterişli organizasyonlar ve toplumda rahatsızlık oluşturan içerikler, milyonlarca insanın gündelik hayatının bir parçası haline geldi.

Ancak artık tablo değişiyor

Çünkü sosyal medya, ne bir “hukuksuzluk cenneti” ne de hukuk kurallarının geçerli olmadığı sanal bir serbest bölgedir.
Devlet yetkililerinin de son dönemde özellikle vurguladığı üzere, dijital dünyada işlenen fiillerin gerçek dünyada hukuki sonuçları vardır. Ekranın arkasına geçmek, kullanıcı adını değiştirmek, takipçi sayısını artırmak ya da sanal bir şöhret inşa etmek hiç kimseye hukuktan muafiyet sağlamaz.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan adli süreçler de bu yaklaşımın giderek daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Burada önemli olan yalnızca lüks otomobiller, gösterişli düğünler veya sosyal medyada sergilenen ihtişam değildir.

Asıl mesele, bu görüntülerin arkasındaki ekonomik ilişkinin ve para hareketlerinin hukuki niteliğidir.
Zira suçtan elde edildiği iddia edilen gelirlerin lüks tüketim, gösterişli yaşam biçimleri ve sosyal medya içerikleri üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılması, yalnızca bir “gösteriş” meselesi olmaktan çıkıp ciddi bir adli inceleme konusu haline gelebilir.
Toplumun bir kesiminde “Ne kadar tanınırsan o kadar dokunulmaz olursun” düşüncesi oluşursa, hukuk devletinin en temel dayanaklarından biri yara alır. Takipçi sayısı, izlenme oranı, sahip olunan servet ya da dijital şöhret; hukukun karşısında bir ayrıcalık ölçüsü haline gelemez.
Tam tersine, geniş kitlelere ulaşan kişilerin taşıdığı sorumluluk da büyür.

Cumhuriyet başsavcılıkları, emniyet ve jandarma birimlerinin mali ve teknik incelemeler üzerinden yürüttüğü çalışmalar bu açıdan önemlidir. Dijital izler, finansal hareketler ve gerçek hayattaki bağlantılar birlikte değerlendirildiğinde, sanal dünyanın arkasına saklandığı düşünülen ilişkilerin görünür hale gelmesi mümkündür.
Burada elbette temel hukuk ilkelerinin de unutulmaması gerekir. Soruşturma başka, hüküm başkadır.
Bir kişi hakkında soruşturma veya tutuklama kararı verilmesi, o kişinin kesin olarak suçlu olduğu anlamına gelmez. Hukuk devleti, suçla mücadele ederken masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını da korumak zorundadır.
Sosyal medya hesabı bir dokunulmazlık kalkanı değildir. Sanal şöhret, suç zırhı değildir. Ekranda milyonlarca kişiye ulaşabilmek, gerçek hayatta gerçekleştirilen mali işlemlerin, ticari ilişkilerin veya suç iddialarının hukuki denetimden kaçmasını sağlayamaz.
Çünkü artık sosyal medyada atılan her adım yalnızca “içerik” değildir.