Bazı haberler vardır, okur geçersiniz. Bazıları ise insanın aklında kalır.
İnsan sormadan edemiyor!
Üst üste kazalar nasıl oluyor da meydana gelebiliyor?
Tesadüf mü? İhmal mi?
Son günlerde Girne-Mersin seferini yapmaktayken Kıbrıs açıklarında yaşanan gemi kazası ile Silivri’de çarpışan iki gemi ve sonrasında gemilerden birinin batarak kaybolması da böyle haberlerden. İki farklı noktada, farklı şartlarda yaşanan kazalar olsa da peş peşe gelmesi, ister istemez aynı soruyu akıllara getiriyor.
Denizlerimizde yeterince dikkatli miyiz?
Deniz taşımacılığı, dışarıdan bakıldığında sakin ve güvenli bir iş gibi görünebilir. Oysa anlık bir hata, yanlış bir manevra, hava şartlarının hafife alınması ya da teknik bir sorunlar çok ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Üstelik gemiler artık yalnızca bir limandan diğerine yük taşıyan araçlar değil. Deniz trafiği her geçen gün daha yoğun. Ticaret büyüyor, gemilerin boyutları büyüyor, güzergahlar yoğunlaşıyor. Böyle bir ortamda deniz güvenliği konusunda en küçük ihmalin bile bedeli ağır olabilir.
Kıbrıs açıklarındaki kazanın ardından Silivri’de de benzer bir olayın gündeme gelmesi, konunun yalnızca “talihsiz bir kaza” denilerek geçiştirilemeyeceğini düşündürüyor.
Trafik kazası olsun, iş kazası olsun genel anlamda bakıldığında kazaların %90 oranında insan kaynaklı olduğu bilinmektedir.
Trafikte 24 saat esasına uygun olarak yapılan denetimler denizlerimizde de yapılıyor mu?
En başta bunu sorgulamak lazım…
Elbette her kazanın kendine özgü bir nedeni vardır. Daha olayların ayrıntıları ve resmi incelemeler tamamlanmadan kesin hüküm vermek doğru olmaz. Ancak her kazadan sonra aynı tartışmaları yeniden yapmak da bize bir şeylerin eksik olduğunu gösteriyor.
Kıbrıs açıklarında meydana gelen kazada yolcuların ifadesi de denetim konusunu tekrar gündeme getiriyor.
Asıl mesele kazalar olduktan sonra suçlu aramak değil, kazadan önce ne yapıldığını sorgulamak.
Gemilerin teknik kontrolleri zamanında yapılıyor mu? Personelin çalışma koşulları yeterli mi? Yoğun deniz trafiğinde denetimler gerektiği kadar etkin mi? Hava ve deniz şartları konusunda alınan tedbirler yeterli mi?
Bu soruların cevabını vermeden “kaza oldu, geçmiş olsun” demek kolay.
Zor olan, kazaların neden tekrarlandığını bulmak.
Bu nedenle Kıbrıs açıklarında yaşanan kazayı da Silivri’deki kazayı da yalnızca iki ayrı haber olarak görmemek gerekiyor. Her biri deniz güvenliği açısından ciddi bir uyarı.
Umarım bu kazalar yeni kazaların habercisi olmaz.
Ve umarım yetkililer, “bir daha olmasın” demekle yetinmek yerine neden olduğunu gerçekten araştırır ve gereken önlemleri alır.
Çünkü denizde ikinci bir şans her zaman olmayabilir.