Mattia Ahmet Minguzzi’den sonra Atlas Çağlayan…
Henüz hayata bile tam başlamamış yavrularımızın uğradığı vahşet, bir toplumun vicdanını derinden sarsmaya yetiyor. Bu sadece birkaç ailenin yaşadığı tarifsiz acı değil; bu, geleceğine sahip çıkmak zorunda olan bir ülkenin sınavıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, yaşanan bu insanlık dışı olaylara ilişkin sarf ettiği sözler tam da bu noktada önemlidir. Bir devlet adamı olmanın ötesinde, bir baba şefkatiyle dile getirilen bu ifadeler, meselenin siyasi değil, insani ve vicdani bir mesele olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
“Bu kabul edilemez hadiselerin üzerine gitmek emniyetimizin, yargımızın, tüm kurumlarımızın ve bizim görevimizdir” demek; sorumluluğu başkasına atmadan, devlet aklının gereğini yapma iradesini ortaya koymaktır. Çünkü çocuklarımız güvende değilse, hiçbirimiz güvende değiliz. Eğer geleceğimiz olan evlatlarımız için endişe duyuyorsak, bu endişeyi sözde bırakma lüksümüz yoktur.
Atlas yavrumuzu katleden canilerin yargı önünde gereken cezayı alması bir temenni değil, bir zorunluluktur. Adaletin gecikmesi, toplum vicdanında yeni yaralar açar. Bu yüzden artık taviz değil, netlik; erteleme değil, sonuç zamanıdır.
Bu noktada görev sadece devlete düşmez. Toplum olarak da sorumluyuz. Şiddeti normalleştiren dile, suçu mazur gösteren yaklaşımlara, “ama”larla başlayan cümlelere karşı ortak bir duruş sergilemek zorundayız. Çünkü kötülük, en çok sessizlikten beslenir.
Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu kararlılık, artık bir eşiktir. Bu eşikten sonra beklenti açıktır: Tavizsiz bir hukuk, hızlı ve adil bir yargılama ve caydırıcı sonuçlar.