Mersin’de son günlerde konuşulan en sıcak başlıklardan biri toplu ulaşım ücretlerine yapılması beklenen zam. Şehir içi ulaşımda sivil yolcu ücretinin 35 liradan 40 liraya, öğrenci ücretinin ise 21 liradan 30 liraya çıkarılacağı yönündeki beklenti kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı.

Oysa tam da bu günlerde devlet, akaryakıt fiyatlarında küresel gelişmeler nedeniyle yaşanabilecek artışların vatandaşın cebine daha az yansıması için eşel mobil sistemini devreye aldı. Bu sistemle benzin, motorin ve LPG fiyatlarında yaşanacak artışların yüzde 75’e kadar olan kısmı ÖTV’den karşılanacak. Yani akaryakıtta oluşabilecek büyük artışların önemli bir bölümü devlet tarafından üstlenilecek.

Hal böyleyken, akaryakıt fiyatları henüz bu ölçüde vatandaşa yansımamışken, toplu ulaşım ücretlerinin hemen zam gündemiyle konuşulmaya başlanması ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Gerçekten maliyetler mi arttı, yoksa kriz ortamı bir fırsata mı dönüştürülüyor?

Toplu taşıma elbette maliyetli bir hizmettir. Araçların yakıtı, bakımı, personel giderleri vardır. Ancak özellikle öğrencilerin yoğun olarak kullandığı bir ulaşım sisteminde yapılacak her zam, doğrudan aile bütçesini etkiler. Zaten ekonomik şartların zorlaştığı bir dönemde öğrencinin 21 liradan 30 liraya çıkan bir yolculuk ücreti, ay sonunda ciddi bir yük anlamına gelir.

Bir şehirde ulaşım sadece bir ticaret konusu değildir; aynı zamanda sosyal bir hizmettir. İnsanların işe, okula, hastaneye ulaşabilmesi için temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle ulaşım fiyatları belirlenirken yalnızca maliyet hesapları değil, toplumun alım gücü de göz önünde bulundurulmalıdır.

Mersin büyüyen, gelişen ve nüfusu hızla artan bir şehir. Bu şehirde yaşayan insanların ortak beklentisi ise oldukça basit: Adil ve makul bir ulaşım sistemi.