Son günlerde Mersin’de vatandaşın en çok konuştuğu konulardan biri su faturaları.
Ama işin ilginç tarafı şu: Vatandaş aslında suyun pahalı olmasından değil, su faturası içindeki atık su ve katı atık bedellerinin yüksekliğinden şikayet ediyor.
Bu feryat artık yalnızca sokakta konuşulan bir konu olmaktan çıktı. Konu Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de gündeme geldi. Vatandaşın sesi meclis salonuna kadar ulaştı ve konu tane tane, herkesin anlayacağı şekilde anlatıldı.
Bir süredir bu konuda sessiz kalan 11 ilçe belediye başkanı da nihayet sessizliğini bozdu.
Elbette kimse vergilere tamamen karşı değil. Vatandaş da biliyor ki hizmet varsa bunun bir maliyeti vardır. Vergi verilir ki şehirler temiz olsun, çöpler toplansın, altyapı hizmetleri yürüsün.
Ama vatandaşın sorduğu çok basit bir soru var:
“Eğer bu kadar yüksek vergi ödüyorsak, ilçelerdeki bunca sorun neden hala çözülmüyor?”
Meselenin temelinde 30 Aralık 2021 yılında yürürlüğe giren bir uygulama var. Kanun maddesi gereği daha önce “Çevre Temizlik Vergisi” olarak bilinen katı atık bedellerinin büyükşehirlerde su faturaları üzerinden tahsil edilmesi öngörüldü.
İşte tartışmanın başladığı nokta da burası.
Çünkü vatandaşın en temel ihtiyacı olan su faturası, adeta farklı kalemlerin toplandığı bir vergi makbuzuna dönüşmüş durumda.
Bir örnek üzerinden gidelim.
Bir meskene gelen 1177 TL’lik bir su faturasında dağılım şöyle:
335 TL: Gerçek su tüketimi
745 TL: İlçe belediyesine aktarılan katı atık bedeli
97 TL: Büyükşehir belediyesine aktarılan transfer bedeli
Yani vatandaşın ödediği faturanın büyük kısmı su değil, vergi ve kesintilerden oluşuyor.
Hal böyle olunca vatandaş haklı olarak soruyor:
Bu kadar yüksek vergi dilimine nasıl giriyoruz?
Bu toplanan bedeller gerçekten hizmete dönüşüyor mu?
İlçelerde hala altyapı, temizlik ve çevre sorunları neden konuşuluyor?
İlçe belediye başkanları ise çoğu zaman yaz aylarında artan nüfusu gerekçe gösteriyor.
Ancak vatandaş açısından mesele oldukça net:
Yük artıyorsa, bunun tamamı vatandaşa yüklenmemeli.
Çünkü su, lüks değil en temel yaşam hakkıdır.
Devletin koyduğu bu sistemin yeniden gözden geçirilmesi artık kaçınılmaz görünüyor.
Yasa koyucuların bu konuyu yeniden ele alması, hem belediyeleri hem de vatandaşı rahatlatacak bir düzenleme yapması gerekiyor.
Aksi halde su faturaları, suyun değil vatandaşın sabrının taştığı belgeler olmaya devam edecek.