Ramazan ayı; paylaşmanın, dayanışmanın, bir lokmanın bile bölüşülmesinin en kıymetli olduğu zamanlardan biridir. İhtiyaç sahipleri için kurulan aşevleri, iftar sofraları ve dağıtılan yemekler bu dayanışmanın en somut örnekleridir. İnsanlar aynı sofranın etrafında buluşur, bir tabak yemeğin yalnızca karın doyurmak değil gönül doyurmak anlamına geldiğini bilir.

Ancak son günlerde yaşanan bir olay, ne yazık ki bu güzel duyguların üzerine ağır bir gölge düşürdü.

Ortada ciddi bir denetimsizlik olduğu açıkça görülüyor. Konuya bakıldığında mesele yalnızca bir aşevi meselesi değildir. Asıl sorun, bu hayvanın bir mezbahaya götürülüp orada kesilmiş olmasıdır. Eğer gerçekten böyle bir kesim yapılmışsa, insanın aklına şu soru geliyor: Bu kesimleri denetlemesi gerekenler neredeydi?

Bir mezbahada yapılan kesim, rastgele bir işlem değildir. Bunun bir prosedürü vardır. Veteriner hekimleri vardır, gıda mühendisleri vardır, kontrol mekanizmaları vardır. Sağlık, hijyen ve gıda güvenliği açısından bu süreçlerin titizlikle takip edilmesi gerekir. Eğer bu süreçler doğru işletilseydi, bugün bu tartışmaları yapıyor olur muyduk?

Ne yazık ki bizde çoğu zaman yaşanan bir sorunun ardından hemen bir günah keçisi aranıyor. Oysa meseleye bakmadan, sorumluluğu araştırmadan yapılan suçlamalar gerçeği ortaya çıkarmaz.

Son günlerde bazı çevrelerin doğrudan Mersin Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alan yorumlar yaptığı görülüyor. Oysa ortada çok daha temel bir soru var: Denetim mekanizması nerede? Gıda güvenliğinden sorumlu olan birimler görevlerini yerine getirmiş mi?

Bir mezbahada yapılan kesimin kontrol edilmesi; yalnızca belediyelerin değil, ilgili kamu kurumlarının, veteriner hizmetlerinin ve gıda denetim mekanizmalarının sorumluluk alanına girer. Eğer bu zincirde bir kopukluk varsa, sorun da tam olarak burada aranmalıdır.

Toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri, meseleyi anlamadan hüküm vermektir. Sosyal medyada birkaç cümleyle yapılan yorumlar, gerçek sorumluları ortaya çıkarmadığı gibi toplumsal huzuru da zedeler. Hele ki Ramazan gibi birlik ve beraberliğin en çok hissedilmesi gereken bir ayda, yardımlaşma sofralarının tartışma konusu haline gelmesi hepimizi düşündürmelidir.

Ramazan’ın ruhu; suçlamak değil, anlamaktır. Ayrıştırmak değil, bir araya getirmektir. Paylaşım sofraları insanların birbirine güven duymasını sağlar. Bu güvenin zedelenmesine izin vermemek gerekir.

Eğer ortada bir ihmal varsa, elbette ortaya çıkarılmalıdır. Sorumlular kimse hesap vermelidir. Ancak bunu yaparken kurumları gelişigüzel hedef göstermek yerine, doğru soruları sormak ve gerçek sorumluluğu tespit etmek gerekir.

Çünkü mesele yalnızca bir yemek değil, toplumun güvenidir.

Ramazan sofraları insanların gönül rahatlığıyla oturduğu sofralar olmalıdır. Bu sofralara gölge düşüren her ihmalin üzerine gidilmeli; ama bunu yaparken aklı, sağduyuyu ve adaleti elden bırakmamalıyız.