Çukurova’da kuraklık uyarıları derinleşirken Mersin’de günlerdir süren su kesintileri, yaklaşan “Sıfır Günü” gerçeğini artık kapımıza dayanmış bir meseleye dönüştürdü.

Güney Kore’den gelen bir araştırmanın satır aralarında gizlenen o soğuk gerçek, aslında yıllardır kulağımızın dibinde fısıldayıp duruyordu: Su bitiyor.
Hem de öyle “uzun vadede olabilir” türünden değil; takvim yaprakları hızla yaklaşırken.

Adana ve Mersin için verilen tarih 2030. Yani bir sonraki neslin değil, bugünün çocuklarının bile beklemeyeceği kadar yakın bir ihtimal: Sıfır Günü Kuraklığı.
Şehir musluklarından gelen son su damlasının kayıtlara geçeceği o gün…

Mersin sokaklarında son haftalarda yaşanan uzun süreli su kesintileri ise bu araştırmanın bir öngörüden çok bir hatırlatma olduğunu yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Evlerde saatlerce, bazı mahallelerde günlerce süren kesintiler… Vatandaşın sabrı kadar kovalar da doldu taştı. Su arızası bildirimleri artık otomatik bir refleks, her gün yeniden yazılan bir rutin.

Kuraklık hala birçoklarının zihninde uzak bir ihtimalmiş gibi dursa da şehir son haftalarda aslında bize bir prova sunuyor:
Suyun olmadığı bir günün nasıl olacağını…

Meteoroloji verileri de içimizi serinletmiyor. Adana geçtiğimiz hafta az da olsa yağış aldı ama sıcaklıklar yeniden 28 dereceye tırmanıyor. Mevsim normalleri yerle bir olmuş. Beklenen o “kara kış”, özellikle Çukurova için bu yıl yine bir masal gibi duruyor.

Peki, bu tabloyu yalnızca meteorolojiye bırakıp geçebilir miyiz?
Mersin’in altyapı sorunları, plansız büyüme, kayıp–kaçak oranları ve yıllardır ertelenen yatırımlar bu riskin en az iklim kadar büyük bir parçası değil mi?

Bugün su kesintileri yüzünden şikayet ediyoruz; fakat asıl soruyu sormaya ne zaman başlayacağız?
“Ya yarın gerçekten hiç su gelmezse?”

Sıfır Günü uzak değil. Ama hala seçeneklerimiz var.
Yeter ki doğruları konuşmaya, suyun sesini duymaya cesaret edelim.