Sosyal medya sağ olsun, artık hepimiz birer "kent müfettişiyiz". Akıllı telefonunu eline alan, kamerayı açıp mahallenin köşesindeki çöp dağını çekiyor; altına da kallavi bir sitem: "Belediye nerede? Çevre temizliği sıfır! Hak ettiğimiz Mersin bu değil!"
Paylaşımı yapıp arkasına yaslanan vatandaşımız, haklı olarak çevresini tertemiz görmek istiyor. Buraya kadar her şey çok güzel, hepimiz imzamızı atarız. Sosyal medya algoritması coşuyor, beğeniler havada uçuşuyor.
Ancak ortada küçük, minik, gözden kaçan bir detay var. O fotoğraftaki evsel atıkları, molozları ve plastik şişeleri oraya Marslılar bırakmadı.
Gece yarısı mahalleye gizlice sızan bir dış mihrak operasyonu da değil bu. Üzülerek söylüyorum ama o çöpler, tam olarak o mahallenin, o sokağın sakinlerine ait. Yani sitemi edenle, çöpü döken muhtemelen aynı apartmanda oturuyor, hatta belki de akşam balkonda karşılıklı kahve içiyor.
Her Kapıya Bir Kadrolu Temizlik Görevlisi mi?
Bazen kamudan beklediğimiz hizmet sınırlarını öyle bir zorluyoruz ki, sanırsınız her kapının önüne devlet tarafından kadrolu bir yardımcı atanmalı. Sabah biz uyanmadan kapımızın önünü silsin, süpürsün, çöpümüzü poşetinden çıkarıp koklamadan alsın istiyoruz.
Olmuyor arkadaşlar, olmuyor. Bütçe yetmez, personel yetmez, hepsini geçtim mantık yetmez.
Kamunun görevi bellidir: Temel altyapıyı kurar, ana arterleri temizler, çöpü düzenli periyotlarla toplar. Ama kamunun görevi, bizim balkondan aşağı fırlattığımız sigara izmaritini ya da "nasılsa birileri alır" diye kaldırıma bıraktığımız moloz torbasını havada yakalamak değildir.
Eski bir bilge der ki (ya da demez, şimdi biz uyduralım): "Herkes kendi kapısının önünü süpürürse, bütün şehir tertemiz olur." Formül bu kadar basitken, biz neden formülü "Herkes başkasının kapısının önündeki çöpü tweet atsın" şeklinde güncelledik?
Mersin Sıcağında "Klavye Şövalyeliği"
Hele ki şu yaz aylarında... Termometrelerin adeta "Ben daha ne yapayım, eridim!" diye isyan ettiği, Mersin’in o meşhur, nemle karışık fırın sıcaklarında yaşarken durum daha da kritik. Kuruyan otlar, etrafa saçılan cam şişeler, plastikler sadece kötü bir görüntü oluşturmuyor; adeta birer saatli bomba gibi yangına davetiye çıkarıyor.
Biz sosyal medyada sayfalar dolusu sitem paylaşıp, klavye başında ter dökerken, o çöpler sıcaktan kendi ekosistemini kuruyor, yeni yaşam formları fışkırtıyor! Biz ne kadar "X'te veya Instagram'da paylaşım yaparsak yapalım, o dijital beğeniler sokaktaki çöpü sihirli bir değnek gibi yok etmiyor.
Çözüm: Biraz Empati, Biraz Süpürge
Biraz anlayışlı olmamız, biraz empati kurmamız gerekiyor. Bu şehir hepimizin. Belediyenin temizlik işçisi de bu sıcakta robot değil, insan. Biz kirletme hızımızı bir tık düşürsek, onlar zaten toplama hızına yetişecekler.
Gelin bu yaz bir değişiklik yapalım. Sosyal medyada "Çevre rezaleti!" diye post paylaşmadan önce, elimize bir süpürge alıp (korkmayın, karizmamız çizilmez) önce kendi kapımızın önünü temizleyelim. Sonra komşumuz baksın, utansın (ya da imrensin), o da temizlesin. Mahalle mahalle, sokak sokak yayılan bir temizlik akımı başlatalım.
Unutmayalım; en temiz şehir, belediyesi en çok çalışan değil, vatandaşı en az kirleten şehirdir.
Haydi, akıllı telefonları bir anlığına kenara bırakıp kafaların içini ve kapıların önünü temizlemeye! Çünkü dijital hijyen, sokaktaki kokuyu önlemiyor.