Son günlerde tanık olduğumuz siyasi manzara, bu ülkenin insanının hak ettiği ciddiyetten, sağduyudan ve kucaklayıcılıktan maalesef çok uzak. Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşananlar ve bu süreçlerin topluma yansıyan faturası, akıl sınırlarını zorlayan bir boyuta ulaştı.

Evet, hukukun üstünlüğüne ve yargı mekanizmalarına saygımız sonsuzdur; ancak unutulmamalıdır ki yasaları koyan irade de, o iradeyi sandıkta şekillendiren de halkın ta kendisidir.

Bir siyasi parti, sadece genel merkez binalarından ya da elit bir kadrodan ibaret değildir. Partiler, tüm organları, emektarları, üyeleri ve sarsılmaz tabanıyla bir bütündür ve ancak onlarla birlikte var olabilir. Eğer bir siyasi yapının iddiası "çoğulcu demokrasi" ise, o demokrasinin tecelli edeceği yegane yer sandıktır. Üyeleri karar mekanizmalarının dışında bırakarak, sandığı onlardan esirgeyip süreci zamana yaymak, deyim yerindeyse "ayak sürümek" kimseye bir fayda sağlamaz.

Siyasetin asıl sahiplerini, partiye gönül vermiş insanları sürekli bir belirsizliğe mahkum etmek ve "üyeleri çok yormamak" bahanesinin arkasına sığınmak, tabanın iradesine haksızlıktır.

Çözüm aslında çok basit ve nettir: Sandığı bir an önce partililerin önüne koymak ve gerçeklerle yüzleşmek.

Bırakın kararı partinin öz gücü, yani üyeleri versin. Kimin partiyi daha iyi temsil edeceğine, kimin bu halkın taleplerine daha doğru yanıt vereceğine "her şeyi ben bilirim" diyen üstenci bir akıl değil, o partiye ömrünü, emeğini vermiş insanlar karar versin.

"Her şeyi ben yönetirim, en doğruyu ben bilirim" inadı, siyasi tarihte hiçbir yapıya fayda sağlamadığı gibi, bugün de toplumsal umudu zedelemekten başka bir işe yaramıyor. Siyaset idare-i maslahat yapma yeri değil, cesaretle halkın ve tabanın hakemliğine başvurma yeridir.

Bugün yapılması gereken tek şey; egoları ve kişisel hesapları bir kenara bırakıp, sağduyuyla sandığı ortaya koymak ve örgütün iradesine teslim olmaktır. Gerisi sadece zaman kaybıdır ve bu ülkenin artık kaybedecek tek bir günü bile yoktur.