İnsanoğlunun kıyıları işgal eden hırsına, denizi dipsiz bir çöplük sanan o meşhur hoyratlığına rağmen, Akdeniz mucizevi bir sabırla bize katlanmaya devam ediyor.

Biz her yaz sahillere akın edip arkamızda plastik dağları bırakırken, o narin kum zambakları kavurucu sıcağın bağrında, tuzlu kumlardan bembeyaz bir zarafetle fışkırıp yüzümüze bakıyor. Biz sahil kenarlarında şezlong kapma yarışına girip gürültümüzle dünyayı inletirken, Caretta Carettalar binlerce kilometrelik okyanusları aşarak yine bizim insafımıza kalmış sahillere, sessizce yaşamı fısıldıyor. Nesli tükenmesin diye çırpındığımız Akdeniz fokları ise kayalıkların kuytularında, her köşe başını betona boğan "medeniyetimizden" saklanacak güvenli bir sığınak arıyor. Doğanın tüm bu kötülüklere, fenalıklara rağmen bizimle kalmakta ısrar etmesi, aslında en büyük şansımız ama biz bunun ne kadar farkındayız, orası meçhul.

Kıyıları sadece kendimize ait birer oyun alanı, üzerine devasa binalar dikeceğimiz mülkler olarak görme alışkanlığımızdan bir türlü vazgeçemedik. Sahilde yürürken ayağımıza takılan o eşsiz kum zambağını söküp evindeki saksıya dikmeye çalışan o muazzam "doğa sevgimizle" ya da kaplumbağa yuvalarının tam üzerine havlu serip güneşlenen umursamazlığımızla övünebiliriz. Deniz can çekişirken, fırlattığımız tek bir plastik torbanın o cıvıl cıvıl dünyayı nasıl boğduğunu görmezden gelmek, herhalde modern insanın en büyük yeteneği olsa gerek. Doğa, biz onun dengesini bozmak için üstün bir çaba sarf etsek de direniyor; çünkü o insan olmadan da yaşayabilir ama bizim doğa olmadan nefes alamayacağımızı idrak etmeye niyetimiz yok gibi görünüyor.

Artık bu derin uykudan uyanmanın ve hassasiyetlerimizi lafta bırakmayıp en üst seviyeye çıkarmanın vakti geldi de geçiyor. Akdeniz’in o dalga sesleriyle yankılanan cıvıl cıvıl sahillerini korumak, sadece çevrecilerin omzuna yüklenecek bir lütuf değil, bu topraklarda yaşayan herkesin asli görevidir. Gelecek nesillere, dalgaların sadece beton bloklara çarpıp geri döndüğü gri ve ölü bir deniz bırakmak istemiyorsak, kıyı ekosisteminin bu narin sahiplerine hak ettikleri güvenli yaşam alanını tanımak zorundayız. Gelin, bu Akdeniz sahilinin gerçek sahiplerini kendi ellerimizle yok etmeyelim. Gözümüzü boyayan geçici menfaatleri bir kenara bırakıp, kaplumbağaların özgürce denize koştuğu, kum zambaklarının sahili süslediği o yaşayan mavi dünyaya hep birlikte sahip çıkalım.