Orta Doğu yine kaynıyor… İsrail’in İran’a yönelik saldırısı sadece iki ülke arasındaki bir gerilim değil; bölgenin tamamını etkileyebilecek yeni bir kırılma noktasıdır. Bu coğrafyada hiçbir kriz, sınır çizgileriyle sınırlı kalmaz. Çünkü burada coğrafya kaderdir; acı da, göç de, belirsizlik de sınır tanımaz.
Yıllarca süren Suriye iç savaşı bunun en somut örneğidir. Milyonlarca insan doğup büyüdüğü topraklardan ayrılmak zorunda kaldı. Evlerini, hatıralarını, mezarlarını geride bırakıp bilinmezliğe doğru yola çıktılar. En büyük bedeli ise her zaman olduğu gibi siviller, kadınlar ve çocuklar ödedi.
Bugün Orta Doğu’da yeniden yükselen bu ateş, sadece haritalar üzerinde bir hareketlilik değildir. Kilometrelerce uzaktan bölgeye müdahil olan güçler, stratejik hesaplar yaparken, faturayı yine masum insanlar ödüyor. Savaşın kazananı olmaz; ama kaybedeni hep aynıdır: insanlık.
“Bize Ne?” Diyemeyiz
“Bu savaş bizim topraklarımızda değil” demek kolaydır. Fakat gerçekçi değildir. Çünkü sınır komşumuz olan bir ülkede yaşanan her kriz, ekonomik, sosyal ve demografik olarak bizi de etkiler. Hele ki Akdeniz’in en stratejik şehirlerinden biri olan Mersin’i…
Mersin, liman kenti olması, ticaret yollarının kesişim noktasında bulunması ve çok kültürlü yapısıyla krizlerden doğrudan etkilenen şehirlerin başında gelir. Suriye savaşı sürecinde bunu yakından yaşadık. Göç dalgaları sadece sınır illerini değil, Mersin’i de önemli ölçüde etkiledi. Şehrin sosyal dokusu, kira piyasası, iş gücü dengesi ve kamu hizmetleri bu süreçten payını aldı.
Mersin Bu Kez Hazırlıklı Olmalı
İran merkezli bir çatışmanın büyümesi halinde yeni göç hareketlerinin yaşanması ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu noktada mesele insani duyarlılık ile kamu düzeni arasında doğru dengeyi kurabilmektir.
Mersin özelinde;
• Göç ihtimaline karşı yerel yönetimlerin ve ilgili kamu kurumlarının koordinasyonu artırılmalı,
• Sosyal hizmet altyapısı güçlendirilmeli,
• Barınma ve kayıt süreçleri planlı şekilde yürütülmeli,
• Şehrin ekonomik ve sosyal dengesi gözetilerek kontrollü politikalar uygulanmalıdır.
Geçmiş tecrübeler bize şunu öğretti: Hazırlıksız yakalanmak hem geleni hem de ev sahibini zor durumda bırakır. Oysa planlı hareket edildiğinde insani sorumluluk ile toplumsal denge birlikte korunabilir.
Sağduyu Zamanı
Bölgede tansiyon yükselirken en çok ihtiyaç duyulan şey itidaldir. Savaş dili yerine diplomasi dili güç kazanmalıdır. Çünkü Orta Doğu’da atılan her kurşun, sadece hedefi değil, çevresindeki bütün coğrafyayı sarsar.
Mersin; tarih boyunca farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, ticaretle büyüyen, hoşgörüyle anılan bir şehir oldu. Ancak bu hoşgörü, kontrolsüzlük anlamına gelmemeli. İnsani sorumlulukla birlikte kamu düzenini, sosyal dengeyi ve şehir planlamasını önceleyen bir yaklaşım şarttır.
Coğrafya kader olabilir.
Ama tedbirsizlik kader değildir.
Bugün Orta Doğu’da yükselen ateş, yarın Akdeniz’in kıyılarını da etkileyebilir. Temennimiz, aklın ve diplomasinin galip gelmesi. Ancak ihtimallere karşı hazırlıklı olmak da yöneticilerin ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Mersin bu gerçeği en iyi bilen şehirlerden biri.
Umarım bu kez daha hazırlıklı, daha planlı ve daha sağduyulu oluruz.