Bugün değineceğim konu, kent yaşamının içinde aktif olan herkesin ortak sorunu: Mersin trafiği.

Sorun yeni değil, ani de değil.

Nüfus artışıyla birlikte yoğunlaşan trafik, ne yazık ki bu artışla orantılı bir altyapı planlamasıyla karşılanmadı. Eğer bu süreç yıllara yayılarak ele alınsaydı, alternatif güzergahlar oluşturulabilir, yük paylaşımı sağlanabilir, kent nefes alabilirdi. Ancak gelinen noktada mevcut altyapının bu yükü taşıyacak gücü kalmadı.

Bugün ne kadar iyileştirme çalışması yapılırsa yapılsın, sorun kökten çözülmedikçe sonuç değişmiyor.

Sıradan bir gün bile ana arterler keşmekeş içinde. Ara caddeler ise kaldırımlar dahil olmak üzere adeta açık hava otoparkına dönüşmüş durumda. Çift şeritli yollar tek şeride düşüyor; bu yalnızca trafiği değil, insanların sinir sistemini ve can güvenliğini de tehdit eder hale geliyor.

Evet…

Hepimiz söylüyoruz.

Yazıyoruz, çiziyoruz, şikayet ediyoruz.

Ama kimin umurunda?

Radikal kararlar alınmadıkça bu tablo değişmeyecek.

Kurallara uymayana cezaysa ceza, bariyerse bariyer uygulanmalı. Uyum, rica ile değil, kararlılıkla sağlanmalı. Ancak bugüne kadar yapılanlar sorunun önüne geçemedi. Çünkü mesele birkaç ceza tabelasıyla çözülecek kadar basit değil.

Bu trafik, çözülmeyen bir yumak gibi.

Ve her gün çözülmeden bırakıldıkça çığ gibi büyüyor.

Gidenlerimiz bilir; üçüncü dünya ülkelerinde, kuralsızlığın normalleştiği şehirlerde trafik tam da böyle olur. Eğer bu gidişat durdurulmazsa, Mersin’in o şehirlerden farkı kalmayacak. Kuralsızlıktan beslenen bir düzen, hepimizi içine çeken bir kaosa dönüşecek.

Trafik sadece bir ulaşım meselesi değildir.

Bu, kent kültürü, yaşam kalitesi ve insan hayatı meselesidir.

Ya bugün ciddi adımlar atılır…

Ya da yarın bu karmaşanın içinde kaybolmaya devam ederiz.