Her iki yılda bir, yurdumun dört bir yanında aynı mistik ritüel gerçekleşir. Hafta sonu KPSS Ortaöğretim sınavı yapıldı.
Takvim yaprakları dökülürken ülkemizin ne kadar gizli saklı kalemi, silgisi, küpesi, kolyesi ve nüfus cüzdanı varsa birdenbire gün yüzüne çıkar. Okul kapıları birer er meydanına dönüşür; güvenlik görevlileri vezir, son dakikada koşa koşa yetişen adaylar ise rezil ya da vezir olmanın eşiğinde, birer destan kahramanına evrilir.
Sınav sabahı senaryosu hep aynıdır. Yıllardır televizyon bültenlerinde, haberlerde kurallar milyonlarca kez anlatılır. "Metal aksesuarla girmeyin", "Nüfus cüzdanınız ve belgeniz yanınızda olsun", "Kapılar şu saatte kapanır". Lakin insanımızın o nevi şahsına münhasır "Bana bir şey olmaz, ben hallederim" genetiği, her KPSS'de Oscar'lık sahnelerin doğmasına vesile olur.
Sınav merkezlerinin önünde oluşan o destansı kuyruklar aslında bir insanlık manifestosudur. Kimi adayın elinde termosta son yudum çayı, kiminin gözünde hala uykunun narin sisi vardır. Ama asıl aksiyon kapıların kapanmasına son beş dakika kala başlar. Ufukta beliren son dakika adayları adeta birer maraton koşucusuna kesilir. Sırt çantaları sırtlarında birer paraşüt gibi dalgalanır, ellerindeki sınav giriş belgesi terden ıslanmış bir haritaya döner. Kapıdaki görevlinin "Son bir dakika arkadaşlar!" feryadı, o an okul bahçesindeki herkesin kalbinin tek bir ritimle atmasını sağlar. Kimi zafere ulaşmanın coşkusuyla kapıdan süzülür, kimi ise metreler kala kapanan kapının demir parmaklıklarına bakıp hayatın acı ama gülümseten gerçeğiyle baş başa kalır.
Madalyonun öteki yüzünde ise bu yılın, hatta belki de tüm KPSS tarihinin en kıl payı kurtuluş hikayesi yatar. Hayatının sınavına girmek için aylardır matematiğin zulmüyle, tarihin ezberiyle boğuşmuş o saf vatandaşımız, tam okul kapısından içeri süzülecekken güvenlik bariyerine takılır ve cihaz ciyak ciyak öter. Görevli sorar: "Üzerinizde metal var mı?" Adayımız şaşkınlıkla ceplerini yoklar. "Yok valla komiserim, boşum!" Cihaz yeniden öter. Gözler kulağa çevrilir. İşte o meşhur, minik ama cengaver takı toka halka küpe.
Kapıların kapanmasına kalmıştır topu topu bir dakika. Adayın eli ayağı birbirine dolanır. Küpe yıllardır kulaktadır, o kadar bütünleşmiştir ki adeta vücudun bir organı haline gelmiştir; çıkmıyor! Kilidi inat ediyor, parmaklar titriyor, saniye tik-tak ilerliyor. O an devreye o şefkatli ama bir o kadar da operasyonel ruhlu sınav görevlileri girer. Bir olaya el koyan görevli, saniyeler içinde o küpeyi oradan söker alır. Adayın kulağından ziyade adeta ruhu kurtulmuştur. Küpeyi görevlinin avucuna bırakıp içeri koşan vatandaşımızın arkasından kalan manzara ise tam bir komedi filmi karesidir.
Nüfusun büyük bir kesiminin ya sınava girdiği ya da bir yakınının kapıda ter döktüğü bu büyük buluşma, her şeye rağmen yüzümüzde tatlı bir tebessüm bırakır. Unutulan kimlikler için emniyet müdürlüklerine motosikletle yapılan o efsanevi yolculuklar, okul önünde dua edenler, merdiven altlarında son dakika not ezberleyenler... Hepsi bu toprakların insanına mahsus o samimi telaşın parçası.
Küpesini son anda çıkarıp hayata tutunan o güzel insanımıza ve tüm KPSSzedelere geçmiş olsun. Umarız o saniyeler içinde çıkardığınız küpeler, sınavda hayallerinizin kapısını aralayan birer anahtar olur. Kaleminiz sivri, zihniniz açık, kulak memeleriniz metalden arınmış olsun!