Geçen gün mahalleden bir komşu yolda durdurdu, “Abla benim oğlan ders çalışırken sürekli kafasını kaşıyor, dizlerim de merdiven çıkarken gıcır gıcır ediyor, ne yapacağız?” diyor.

Dedim ki “Kardeşim, sen mucizeyi yanlış yerde arıyorsun. Çözüm eczane rafında değil, Mavi Vatan’ın masmavi kucağında!”

Bir “Bismillah” deyip sofraya tabağı koydun mu, denizlerimiz insanlığa hizmette sınır tanımıyor vallahi. Çocukların boyu uzasın, zekası parlasın diye fosforu tepsiyle sunuyor. Bizim gibi yaşı kemiğe dayanmış yetişkinlerin çatırdayan eklemlerine de omega-3’ü yağ gibi sürüyor. Ağrı kesici kremlere servet dökeceğimize, en temel ve en kolay protein kaynağımız doğrudan denizden ayağımıza geliyor. Bir nev'i Mavi Vatan bize diyor ki “Alın tepe tepe kullanın, yeter ki kemikleriniz dik dursun!”

Ama bizim insanımızda bir huy var; cömertliği gördü mü hemen gözü dönüyor!

Denizi bulduk ya, sanki dibinde hazine varmış gibi balıkların peşine elektrik süpürgesiyle düşecek tipler var.

“Durun yahu, hoyratlaşmayın!” diyoruz.

Av yasağı dediğin şey balığın da hakkı, doğanın da nefes arası. Sen tutar da balığın kökünü kurutursan, yarın öbür gün çocuğun fosforu sadece ekrandaki mavi ışıktan alır, sen de dizindeki gıcırtıya şarkı bestelemek zorunda kalırsın!

Bencilliği bir kenara bırakıp yasalara uyacağız ki bu Mavi Vatan sonsuza kadar bizi ve çoluk çocuğumuzu beslemeye devam etsin. Doğaya saygı gösterelim ki, tabağımızdaki omega-3 eksik olmasın, kemiklerimiz de zekamız da daim olsun.

Doğanın cömertliğinin kıymetini bilelim, gerisi zaten ekmek arası balık!