Ekim ayı, Mersin için sadece takvimde bir yaprak değişimi değil; kentin iktisadi, hukuki ve sosyal geleceğini şekillendirecek devasa bir seçim maratonunun başlangıcı anlamına geliyor. Ticaret ve Sanayi Odası’ndan Deniz Ticaret Odası’na, Ticaret Borsası’ndan baroya, sendikalardan meslek odalarına ve siyasi partilerin ilçe teşkilatlarına kadar kentin tüm dinamikleri sandık başına gidiyor. Mersin, adeta demokrasi tecellisinin tam merkezinde, kesintisiz bir hareketlilik ve heyecan dalgası yaşıyor.

Bu yoğun seçim takvimi, sadece koltuk veya makam değişimi mücadelesi olarak görülemez. Mersin iş dünyasının, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve tüm kent paydaşlarının bu süreçte sergileyeceği duruş, şehrin gelecek vizyonunu tayin edecektir.

Ancak bu kritik virajda unutulmaması gereken en temel ilke şudur. Asıl olan kişiler veya isimler değil, kurumların kimliği ve kamu iradesidir.

Gerek ekonomik kulvarlarda gerekse hak arama mücadelesinin en önemli siperi olan baro seçimlerinde, seçimlerin kişisel ikballerin ya da dar grup çıkar gruplarının gölgesinde kalmaması gerekir. Mersin’in ihtiyacı; bireysel hırslarla şekillenen adaylıklar değil, kurumların bağımsızlığını, tarafsızlığını ve ilkeli duruşunu temsil edecek ‘irade koruyucuları’dır.

Mersin sandığa giderken; kentin potansiyelini yükseltecek, üretimi, ticareti, hukukun üstünlüğünü ve toplumsal huzuru merkeze alacak basireti göstermek zorundadır. Şehrin geleceğine yön verecek bu seçim maratonunun, kişisel hesaplaşmaların ötesinde; ortak akıl, şeffaflık ve liyakat ilkeleri doğrultusunda tamamlanmasını temenni ediyoruz.

İnanıyoruz ki Mersin; iş dünyasıyla, sivil toplumuyla ve tüm sağduyulu bileşenleriyle tercihini şahıslardan değil, kurumların ve kentin ortak iradesinden yana kullanacaktır.