Şu sıralar etrafıma bakıyorum da, gençlerle iletişim kurmak bazen bambaşka bir dil öğrenmeyi gerektiriyor. "Kanka", "POV", "stalklamak", "doomscrolling" derken, bizim neslin bildiği kavramlar bir bir kabuk değiştiriyor. Telefon ekranına bakmaktan boyun kasları çelik gibi olan, saniyede üç video kaydıran Z neslinin (ve arkasından gelen Alfa’ların) dünyasındayız.
Peki, böyle bir çağda bir gence "Gel seni kütüphaneye götüreyim, biraz kitap oku" derseniz ne yanıt alırsınız?
Muhtemelen gözlerini devirip, "Yıl olmuş 2026, kütüphane mi kaldı?" bakışı atarlar. Ama durun, hemen pes etmeyin! Çünkü işin aslı hiç de öyle değil.
Bilgiye Açılan Kapı 30 Okul 30 Kütüphane Projesi hız kesmeden devam ediyor. Mersin valimizin eşi Dudu İrem Toros öncülüğünde ve hayırseverlerimizin kıymetli katkılarıyla yürütülen “Bilgiye Açılan Kapı: 30 Okul 30 Kütüphane” projesinde çalışmalar devam ediyor.
Tüm mobilya ve donatıları tamamlanarak kitaplarla zenginleştirilen kütüphane, yeni eğitim-öğretim yılında öğrencilerimizin kullanımına sunuldu.
Kentimizde hayata geçirilen okullardaki modern kütüphane projelerini ve o cıvıl cıvıl ortamları görünce düşündüm. Meğer doğru kurgulanmış bir kütüphane, bir genç için Wi-Fi şifresinden bile daha çekici olabiliyormuş!
Ekran bildirimlerinden kendi dünyasına kaçış
Genç olmak zor iş, kabul edelim. Büyüme sancıları, sınav stresleri, sosyal medyadaki "kusursuz hayat" baskısı, "Gelecekte ne olacağım?" kaygısı… Kafalar hep dolu, zihinler hep yorgun.
İşte tam bu noktada kütüphane dediğimiz o büyülü mekanlar devreye giriyor. Ama bahsettiğim öyle kasvetli, mobilyaları dökülen, "Şşşşt! Sessiz ol!" diye bağıran eski usul kütüphaneler değil. Rengarenk masaları olan, rahat puf koltuklu, aydınlık, mis gibi taze ahşap ve kağıt kokan modern yaşam alanları…
Bir genç için kütüphaneye girmek, aslında telefonun bildirimlerini sessize alıp kendi zihnine "mola" vermektir. Ekranın o göz yoran mavi ışığından kaçıp, ahşap bir masada sayfa hışırtıları arasında kaybolmaktır.
Üstelik kitap okumak, o çok övülen algoritmalara hiç benzemez! Algoritma sana sadece seveceğini düşündüğü şeyi önüne iter, seni bir balonun içine hapseder. Oysa bir kütüphane rafının önünde durmak; hiç tanımadığın bir yazarla, hiç bilmediğin bir ülkeyle ya da hayal bile edemeyeceğin bir düşünceyle karşılaşma özgürlüğüdür.
Kitap okuyan genç “sıkıcı” değil, geleceğin mimarıdır
Toplumda bazen yanlış bir algı oluşuyor; sanki elinde kitapla gezen genç "sosyalleşemeyen, içine kapanık" bir tipmiş gibi görülüyor. Hani şu eski filmlerdeki gözlüklü, asosyal karakterler misali…
Oysa alakası yok! Kitap okuyan genç, kelimelerin gücünü keşfetmiş gençtir. Kendini ifade ederken "yani", "şey", "filan" kelimelerine sıkışıp kalmaz. Eleştirel düşünür, her duyduğu habere atlamaz, manipüle edilemez. En önemlisi de empati kurmayı öğrenir. Başka bir insanın, başka bir kültürün gözünden dünyaya bakabilen bir gençten kimseye zarar gelmez; aksine o gençten harika bir lider, iyi bir mühendis, duyarlı bir doktor ya da vizyoner bir sanatçı çıkar.
Yani gençleri kitapla buluşturmak, onlara sadece ders notlarını yükseltme fırsatı vermez; onları hayatın kendisine hazırlar.