COVİD-19 SALGINI VE SANAT

25 yıldır sivil toplum örgütlerinde gönüllü olarak çalışıyorum. Her kriz döneminde işimiz zor olmuştur. Özellikle örgütünüz kültür ve sanat ile ilgiliyse...

Kültür - Sanat insanların temel ihtiyaç listesinde yer almıyor. Bu çok doğal; eğer karnınızı doyuramıyorsanız - ilginiz olsa bile - nereden gelirse gelsin size gelen destek çağrılarına kulaklarınızı tıkarsınız. Önceliğiniz günü kurtarmaktır.

Yeterli geçim şartlarını sağlayacak kaynaklarınız varsa da, ilerisini görebilmek adına beklemeyi seçebilirsiniz. Gönülden bir bağlılık ve istek yoksa da böyle çağrıları hiç dikkate almamakta özgürsünüz.

Corona salgını sürecinde dünyanın şirazesi çıktı. Tüm değerler alt üst oldu.

Her yerde, her alanda olduğu gibi, kentimizde de İçel Sanat Kulübü, Akdeniz Opera ve Bale Kulübü, Kültürhane vd. gibi kültür- sanat ağırlıklı çalışan sivil toplum kuruluşları nefessiz kaldı. Karantinalı günlerde faaliyetlerini durdurdular. Online etkinlikler, söyleşiler düzenlediler. Finans güçlükleri nedeniyle gerekli "solunum cihazlarına" ulaşmak imkanları olamadı.

Türkiye'deki tüm kültür sanat sivil toplum örgütlerinde bu sıkıntı var. Halen birçoğu "Acil"de bekletiliyorlar. İyileşmeyi ya da yoğun bakıma alınacakları günleri bekliyorlar, Ama bunu yapacak bir kurum yok. Sanatseverlerin katkılarına gereksinimleri var.

Yıllardır çeşitli güç dönemlerden geçtik. Bu, hiç birine benzemiyor. Tüm ülkeleri pençesine alan virüs insanların, ülkelerin yaşamlarını alt üst etti. Günlük yaşam, ulusal - uluslararası kara, deniz hava ulaşımı ve ticareti durdu. Fabrikalar, işyerleri kapandı. Milyonlarca insan işsiz kaldı.

Tüm dünya hazırlıksız yakalandı. Ülkeler büyük kayıplar verdiler. Ülke ekonomileri büyük zarar gördü. Virüs yıllarca sürecek bir tortu bıraktı ve etkisi hala sürmekte. Henüz yok edilemedi.

Burada bazı saptamalar yapmak yerinde olacaktır. Altı çizilerek tartışılması gereken bir gerçek, virüs nedeniyle gelecekte kültür sanat etkinliklerinin sosyal mesafe gereği kapalı salonlarda nasıl yapılacağı konusudur. Etkinlik salonlarının yüksek kira ücretleri ile 1/3 veya yarı seyirci kapasitesi ile çalışması durumunda giriş ücretleri artacak ve etkinlik maliyetleri karşılanamayacaktır. Etkinliklerin pahalı olması nedeniyle izleyici kayıpları kaçınılmazdır. Az seyircili olmasına rağmen - özellikle risk grubunda olan sanatseverler de salonlara gitmekte tereddütlü olacaklardır.

Salgın nedeniyle en fazla etkilenen meslek grupları arasında serbest çalışan ve kadrolu-kadrosuz sahne sanatçıları (tiyatro, müzik grubu, opera-bale) ile ressamlar, heykeltıraşların pek adı geçmiyor. Ayrıca salon ve galeri sahipleri var. Dünyada ekmeğini sanatıyla kazanan sanatçılar ve sanatçının üretimini sergileyerek var olan binlerce kurum-kuruluş ve buralarda teknik kadrolarda ve hizmetli olarak çalışan milyonlarca insan var. Dünyada "Sanat" etkinliklerinin bundan böyle nasıl yapılabileceği konusunda bir projeksiyon yapma imkanı da şu anda çok zor görünüyor.

Bundan sonra küçük bütçeli sanatseverler nasıl resim alacak, nasıl para ayırıp sanat etkinliklerine gidebileceklerdir? Sanatsız bir dünya bir çölden farksız olacaktır.

Umarız aşı çalışmaları en kısa sürede sonuçlanır ve yakın gelecekte aşının tüm dünya halklarına kamusal sorumluluk gereği ücretsiz olarak ulaştırılması sağlanır. Fakir ülkelere ücretsiz aşı hibesi yapılması da şarttır. Virüs fakir, zengin tanımıyor. Herkes tehlikededir.

Corona salgını, gelecekte ortaya çıkabilecek bu gibi olası pandemik hastalıkların uluslararası bir koordinasyonla "insanlık" sorunu olarak ele alınması gerektiğini bizlere göstermiştir. Ayni algılamayı ülkelerin de ortak bir akıl yorumlamasıyla ele almaları en büyük dileğimizdir - ama ben kişisel olarak bundan pek umutlu değilim.

Çağımız bir "akıl tutulması" çağıdır. Günümüzde kişisel, kurumsal çıkarcılık ve milliyetçilik ve dinsel farklılıklara dayalı çıkarcı muhteris insanlar dünya yönetim kadrolarını kontrol altında tutmaktadır ve korkarım ki bu salgın ile yerlerini daha da sağlamlaştırmış durumdadırlar. "İnsanlık" terimi çok büyük bir içerik- anlam erozyonuna uğramıştır.

Çeyrek asırdır gönüllü sivil toplumcu olarak umutlarımı muhafaza etmek istesem de gerçekçi olmak zorunda olduğumuzu saptamak durumundayım. Sanatçılar, sanat kurumları, sanatseverler olarak yeni çıkış yolları, yöntemler bulmak zorundayız.

Açık hava etkinlikleri mevsimsel nedenlerle her zaman ve her yerde olamayabilir. Bu gibi etkinliklerde sosyal mesafenin korunması da mümkün değildir. Ayrıca insanların çoğunun durumun vahametini kavrayamadıkları da bir başka engeldir.

Yurt içinde ve yurt dışında yeni öneriler, uygulamalar ortaya çıktıkça biz kültür-sanat sivil toplum örgütleri de kendimizi yeni duruma- etkinlik çeşitlemelerine adapte edeceğiz.

Gelecek yazımda, pandemi sürecinde etkilenen iki Mersin kültür-sanat sivil toplum örgütünün yayınladığı, kent kültür belleğine büyük katkıları olan iki dergiden bahsedeceğim.