Tahir Elçi’nin susturulan sesi, on yıl sonra bile adaletin karanlıkta kalan yüzünü aydınlatıyor.

Diyarbakır’ın dar sokaklarında hala aynı serinlik dolaşır; ama o günün izleri, o sabahın ağırlığı hiç eksilmez. On yıl önce, sadece bir baro başkanı değil, barışa inanan bir insan, kelimeleriyle köprü kurmaya çalışan bir hukukçu, bir vicdan sesi susturuldu: Tahir Elçi.

Elçi’yi anlatmak zor değil. Zor olan, onsuz geçen yılları anlatmak. Çünkü o, bu toprakların en çetin meselelerinde bile sözü eline alırken bir tek şeye dayanırdı: Gerçeğin hatırına. Çatışmanın, gürültünün, öfkenin arasında bir rehber gibi duran sakinliği, aslında büyük bir direniş biçimiydi.

Katledildiği gün, arkasına aldığı tarihi yapılar, önünde yükselen kameralara karşı söylediği son sözler, bugün hala hafızamızda aynı tazelikle duruyor: “Savaş istemiyoruz.” Belki de bu yüzden hedef oldu. Çünkü bu coğrafyada bazen en büyük hakikat, en çıplak haliyle söylenen bir cümledir ve o cümle, kimi zaman bir hayattan daha değerli görülmez.

On yıldır süren adalet arayışı, sadece bir dava dosyasına sıkışan bir beklenti değil; toplumun belleğinde büyüyen bir yara. Zamana karışacağını sandıkları her kayıp ayrıntı, aslında daha büyük bir soruyu büyüttü: Bu ülkede, hakikati savunmanın bedeli neden bu kadar ağır?

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Tahir Elçi’nin eksikliği sadece Diyarbakır’ın değil, tüm Türkiye’nin üzerinde duran kocaman bir boşluk. Barışa dair söylenmiş her kelimeye, hukuka dair kurulmuş her cümleye sinmiş bir eksiklik bu. Çünkü Elçi, bir hukukçu olmanın ötesinde, adaletin nasıl bir duruş olduğunu gösteren bir insandı.

Her yıl dönümünde aynı acıyı hatırlıyoruz, evet. Ama her yıl, bir şey daha netleşiyor: Susturulan seslerin geride bıraktığı hakikat asla kaybolmuyor. Sözlerini keserek yok ettiklerini sandıkları o adam, bugün hala konuşuyor. Bizimle, bu toplumla, vicdanıyla yüzleşmekten korkmayan herkesle konuşuyor.

Ve bu yüzden, onun mirası hala dimdik ayakta:
Barışın, hukukun ve adaletin aslında ne kadar cesur bir talep olduğunu hatırlatan bir miras.

Tahir Elçi’nin ardından geçen on yıl, bize şunu öğretti:
Bazı insanlar ölmez; çünkü biz onlara borçluyuz.
Adaleti, hakikati ve sözü…