Mersin’in yer bilimleri alanındaki önemli isimlerinden Jeoloji Mühendisi Hatice Karan, Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra kurduğu şirket bünyesinde yeraltı suyu, jeotermal, maden ve mühendislik jeolojisi alanlarında çalışıyor. Ailesinin neredeyse tamamı jeofizik mühendisi olan Karan, bu ortamda büyümenin kendisine kazandırdığı çok disiplinli bakış açısını iş hayatının merkezine koyuyor.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Jeoloji mühendisliğine nasıl yöneldiniz?
Ben Hatice Karan. Çukurova Üniversitesinin Jeoloji bölümünden mezun oldum. Aktif olarak şirketimiz bünyesinde yer altı suyu, jeotermal, maden ve mühendislik jeolojisi alanlarında hem yurt içinde hem de yurt dışında jeoloji ve jeofizik temelli çalışmalar yürütüyorum. Aslında benim bu meslekle tanışmam üniversitede değil, çocukluğumda başladı. Annem ve babam jeofizik mühendisi olduğu için çocukluğumun büyük bir kısmı arazilerde geçti. Hafta sonu pikniklerimiz bile sondaj sahalarında olurdu. Babam "Hadi pikniğe gidiyoruz." derdi ama kendimizi bir sondaj makinesinin yanında bulurduk. O zamanlar bunun ne kadar farklı bir çocukluk olduğunu fark etmiyordum. Benim için bu çok normaldi. Biraz büyüdükten sonra ailem beni de bazı arazi çalışmalarına götürmeye başladı. Sürekli yeni şehirler görmek, farklı insanlarla tanışmak ve doğanın içinde olmak beni çok heyecanlandırıyordu. Özellikle Mersin'in köylerinde yürütülen yer altı suyu projelerinde insanların suya kavuştuğu anlara tanıklık etmek beni çok etkilemişti. O günlerde yaptığımız işin yalnızca teknik bir çalışma olmadığını, insanların yaşamına doğrudan dokunabildiğini gördüm. Sanırım bu mesleği seçmemdeki en önemli etken de buydu.

Ailenizde neredeyse herkes jeofizik mühendisi. Siz neden jeolojiyi tercih ettiniz?
Aslında ailemde annem, babam, ablam, rahmetli ağabeyim ve nişanlım jeofizik mühendisi. Ailede tek jeoloji mühendisi benim. Küçüklüğümden beri hem jeolojiyi hem de jeofiziği birlikte tanıyarak büyüdüm. Bu yüzden seçim yaparken jeofiziğe yabancı değildim. Ancak beni jeolojiye çeken farklı bir taraf vardı.
Jeolojide beni en çok etkileyen şey tek başına keşfetme duygusu oldu. Bir şeye bağlı kalmadan sadece sırt çantanızı, haritanızı ve jeolog çekicinizi alıp milyonlarca yıllık bir hikayeyi okumaya çıkabiliyorsunuz. Bir kayaç, bir fay ya da bir mineral size milyonlarca yıl önce yaşanan olayları anlatabiliyor. Bu özgürlük hissi ve doğayla birebir temas halinde olmak beni her zaman daha fazla heyecanlandırdı.
Bugün hala arazide çalışırken en keyif aldığım şeylerden biri, haritada gördüğüm bir yapıyı gidip yerinde incelemek ve onu anlamaya çalışmak. Sanırım beni bu mesleğe bağlayan duygu da hiç değişmedi.
Jeoloji ve jeofiziğin birbirini tamamlayan iki bilim dalı olduğunu sık sık vurguluyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Bence yer bilimlerinde en büyük hata, jeoloji ve jeofiziği birbirinden bağımsız düşünmek olur. Aslında bu iki bilim dalı birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan ayrılmaz iki parçadır. Jeoloji bize yer kabuğunun oluşumunu, kayaçların özelliklerini ve jeolojik süreçleri anlatırken; jeofizik yer altının fiziksel özelliklerini ölçerek gözle göremediğimiz yapıları ortaya çıkarıyor. Yani biri hikayeyi anlatıyor, diğeri o hikayenin görünmeyen kısmını tamamlıyor. Sağlıklı bir yer bilimleri çalışmasının bu iki disiplinin birlikte değerlendirilmesiyle mümkün olduğuna inanıyorum. Belki de bu bakış açısını bana kazandıran en önemli etken ailem oldu. Çocukluğumdan itibaren jeolog ve jeofizikçilerin aynı problemi farklı yöntemlerle, bir arada nasıl çözdüğünü görerek büyüdüm. Bu nedenle hiçbir zaman bu iki alanı rakip olarak görmedim.
Meslek hayatım boyunca da bu yaklaşımı geliştirmeye çalıştım. Bu amaçla İspanya'da elektrik özdirenç (rezistivite) yöntemleri üzerine eğitim aldım ve jeofizik uygulamalarını daha yakından tanıma fırsatı buldum. Çünkü bana göre doğru sonuçlara ulaşabilmek için sadece kendi disiplininizi bilmeniz yetmiyor; birlikte çalıştığınız diğer bilim dallarını da anlamanız gerekiyor. Şirket olarak da çalışmalarımızda bu anlayışı benimsiyoruz. Müşterilerimize yalnızca tek bir disiplinin bakış açısıyla değil, jeoloji ve jeofiziği birlikte değerlendirerek en doğru ve en güvenilir sonucu sunmaya çalışıyoruz. Bence bizi farklı kılan en önemli noktalardan biri de bu.
Meslek hayatınızda sizi en çok etkileyen ilk saha deneyimi neydi?

Meslek hayatımın ilk yıllarında Kaz Dağları'nda yürüttüğümüz arazi çalışmalarından birini hiç unutmuyorum. Çalışacağımız bölge oldukça sarp ve ulaşımı zor bir alandaydı. Telefon çekmiyor, GPS birçok noktada sağlıklı çalışmıyordu. Bir süre sonra planladığımız rotadan çıktığımızı fark ettik ve kısa süreli bir yön kaybı yaşadık. Bölgedeki ormancılarla konuşarak onların haritalarını kendi jeoloji haritalarımızla karşılaştırdık ve sonunda doğru rotayı bulabildik. O gün bana arazi çalışmalarında teknolojinin önemli olduğunu ama her zaman yeterli olmadığını öğretti. Bazen sizi doğru yere götüren şey; haritayı okuyabilmek, bulunduğunuz coğrafyayı anlamak ve edindiğiniz saha tecrübesi oluyor.
Yurt dışındaki ilk projeniz nasıldı?
İlk yurt dışı projem Özbekistan'daydı. Yer altı suyu araştırmaları kapsamında ülkenin farklı bölgelerinde çalışmak üzere gitmiştik. İlk vardığımızda ilginç bir anı yaşadık. Bizi otele yerleştirdiler ancak proje hemen başlamadı. Üç gün boyunca bekledik. Türkiye'de projelerin genellikle çok yoğun ve hızlı ilerlemesine alışık olduğumuz için sürekli ne zaman başlayacağımızı soruyorduk. Bir süre sonra bize, "Neden her gün arıyorsunuz? Türkiye'de sürekli çalışıyorsunuzdur, biraz dinlenin. Proje başlayınca haber veririz." demişlerdi. Açıkçası bu yaklaşım bize oldukça ilginç gelmişti. Ancak benim asıl unutamadığım kısım daha sonra başladı. Çalıştığımız bölgelerden biri, içme ve kullanma suyu konusunda ciddi sıkıntılar yaşayan sınır köylerinden biriydi. Köylüler neden orada bulunduğumuzu öğrendiklerinde inanılmaz mutlu oldular. Ellerinde ne varsa bizimle paylaşmak istediler; ekmek, yoğurt... O misafirperverlik hala aklımdadır. O gün bir kez daha şunu hissettim; yaptığımız iş bazen sadece bilimsel bir çalışma olmuyor. İnsanlar için umut olabiliyor. Sanırım mesleğimde beni en çok motive eden duygulardan biri de bu.

Bugüne kadar birçok ülkede çalıştınız. Farklı coğrafyalar size neler öğretti?
Bugüne kadar farklı coğrafyalarda çalışma fırsatı buldum ve her ülke bana sadece mesleki değil, aynı zamanda kültürel olarak da çok şey öğretti. Örneğin Özbekistan'da bir gün çalışmayı bırakıp hiç tanımadığımız bir çocuğun sünnet düğününe davet edilmiştik. Sonradan bunun o bölgede çok önemli bir gelenek olduğunu öğrendim. Düğün yalnızca aileye ait bir organizasyon değil, neredeyse bütün bölgenin katıldığı büyük bir dayanışma günüydü. İspanya'da ise beni en çok şaşırtan şey çalışma kültürü oldu. İş disiplininden ödün vermeden, insanların çok daha sakin ve stresten uzak bir ortamda çalışabildiğini görmek benim için farklı bir deneyimdi. Azerbaycan'da ise en ücra köylerde bile doğal gaz altyapısının bulunması dikkatimi çekmişti. Küçük gibi görünen bu detaylar bile ülkelerin gelişim süreçleri ve yaşam biçimleri hakkında önemli ipuçları veriyor. Bence yurt dışında çalışmanın en güzel tarafı, farklı coğrafyaları görmekten çok farklı insanları tanımak. Çünkü nereye giderseniz gidin insanların dili, kültürü ve yaşam biçimi değişebiliyor; ancak güvenli suya, enerjiye ve doğal kaynaklara duyulan ihtiyaç hiç değişmiyor.
Bu deneyimler bana yer bilimlerinin aslında dünyanın her yerinde ortak bir dile sahip olduğunu gösterdi. Çalıştığınız ülke ya da kültür ne olursa olsun, yaptığınız iş insanların yaşamına dokunuyorsa aynı değeri görüyor. Bu da bana mesleğimizin ne kadar evrensel ve ne kadar gerekli olduğunu her projede yeniden hatırlatıyor.
En zorlandığınız saha çalışması hangisiydi?
Bugüne kadar farklı coğrafyalarda birçok projede yer aldım ancak beni hem teknik hem de psikolojik olarak en çok etkileyen çalışmalardan biri, 2023 yılında Karabağ'da gerçekleştirdiğimiz üç boyutlu litolojik yapı araştırmasıydı. Karabağ, o dönemde henüz işgalden kurtarılmasının üzerinden çok uzun zaman geçmemiş bir bölgeydi. Biz çalışmaya gittiğimizde mayın temizleme faaliyetleri hala devam ediyordu. Çalışacağımız alanın tamamen temizlendiği ve güvenli olduğu belirtilmişti. Ancak bölgeye ulaşım bile başlı başına zorlu bir süreçti. Arazi kaldığımız yere çok uzak olmamasına rağmen yolların büyük kısmı tahrip olduğu için her gün yaklaşık beş saate yakın yolculuk yapıyorduk. Birçok farklı güvenlik noktasından geçerek çalışma alanına ulaşıyorduk. Ve bu yolculuk süresince de savaşın izlerini hala görmek mümkündü. Yıkılmış yapılar, hasar görmüş yollar ve uzun yıllar insanların giremediği bölgelerde çalışmak ister istemez insana farklı duygular hissettiriyor. Bir gün çalışma sahasında roket parçasına rastladık. İlk anda bunu sıradan bir savaş kalıntısı olarak değerlendirmiştik. Daha sonra bu tür cisimlerin bazen tuzak amaçlı bırakılabildiğini öğrendiğimizde yaşadığımız durumun ciddiyetini çok daha iyi anladık. Bütün zorluklarına rağmen o projeyi başarıyla tamamlamak benim için meslek hayatımın en gurur verici deneyimlerinden biri oldu.
Sahada unutamadığınız ilginç bir anınız var mı?
Aslında çok fazla anı biriktirdim. Sanırım saha çalışmalarının en güzel taraflarından biri de bu. Her proje size yeni bir hikaye bırakıyor. Unutamadıklarımdan biri Azerbaycan'da yaşandı. Kayaçları daha iyi inceleyebilmek için kurumuş bir dere yatağında çalışacaktık. Yanımızdaki ekip bölgede çok fazla yılanlar olduğunu söylemişti. Açıkçası bende bunu ilk başta çok ciddiye almamıştım. Çalışma sırasında bir anda ekip arkadaşımızın üzerine doğru yılan atıldı. Neyse ki yanımızda rehberlik yapan kişi çok hızlı davranarak onu son anda kenara çekti. Daha sonra bunun bölgede bulunan en zehirli yılan türlerinden biri olduğunu öğrendik. O gün şunu fark ettim; yerbilimleri sadece kayaçları okumak değil, çalıştığınız coğrafyanın doğasını tanımayı, saygı duymayı gerektiriyor. Her bölge size sadece mesleki değil, hayata dair de yeni şeyler öğretiyor. O yüzden zamanla araziye çok daha farklı bir gözle bakmayı öğrendim.

Kadın bir jeoloji mühendisi olarak sahada önyargılarla karşılaştınız mı?
Açıkçası yaptığımız iş insanların günlük hayatta çok sık karşılaştığı bir meslek olmadığı için, kadın ya da erkek fark etmeksizin merak uyandırıyor. Ancak özellikle arazi çalışmalarında zaman zaman "Bu işi gerçekten siz mi yapıyorsunuz?", "Kadın olarak bu kadar zorlu arazilerde çalışmak zor olmuyor mu?" ya da "Neden size daha uygun bir meslek seçmediniz?" gibi sorularla karşılaştığım oldu. Ben ise hiçbir zaman bunu bir engel olarak görmedim. Çünkü bu meslekte sizi tanımlayan şey cinsiyetiniz değil, ortaya koyduğunuz iş oluyor. Çalışmalar ilerledikçe ve insanlar yaptığınız işi gördükçe ilk baştaki şaşkınlık yerini güvene bırakıyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, farklı ülkelerde ve çok farklı saha koşullarında çalışabilmiş olmanın bana en büyük katkısının özgüven olduğunu düşünüyorum. Zorlu bir projeyi başarıyla tamamladığınızda, bulunduğunuz coğrafya ya da şartlar ne olursa olsun kendinize olan inancınız da güçleniyor. Bu nedenle genç kadın mühendislerin arazi çalışmalarında daha fazla yer almasını çok önemsiyorum. Çünkü yıllar içinde birlikte çalıştığım birçok kadın mühendiste aynı şeyi gördüm; kadınlar detaylara gösterdikleri özen, güçlü gözlem yetenekleri ve disiplinli çalışma anlayışlarıyla saha çalışmalarına çok önemli katkılar sağlayabiliyor. Bence kadın olmak bu meslekte bir dezavantaj değil. Aksine doğru değerlendirildiğinde önemli bir avantaj olabiliyor. Elbette arazi şartları zaman zaman zorlayıcı olabiliyor ama mesleğin en öğretici, en heyecan verici ve en unutulmaz deneyimleri de yine sahada yaşanıyor. Bu yüzden genç kadınların kendilerini bu alanda sınırlandırmamalarını ve arazi çalışmalarından çekinmemelerini isterim.
Şirketinizi farklı yapan şey sizce nedir?
Aslında bunu tek bir cümleyle özetleyebilirim: Biz hiçbir zaman yalnızca isteneni yapan bir şirket olmak istemedik. Bugüne kadar yüzlerce yer altı suyu, jeotermal, maden ve mühendislik jeolojisi projesinde görev aldık. Farklı coğrafyalarda çalıştık, farklı jeolojik yapılarla karşılaştık ve her proje bize yeni bir deneyim kazandırdı. Ancak yıllar içinde öğrendiğimiz en önemli şey, hiçbir arazinin birbirinin aynı olmadığıdır. Bu nedenle her projeye aynı bakış açısıyla yaklaşmak doğru sonuç vermez. Bir projede daha doğru sonuca ulaşabileceğimizi düşünüyorsak, müşteri özellikle talep etmese bile gerekli gördüğümüz ilave çalışmaları mutlaka yaparız. Çünkü bizim için önemli olan yalnızca işi bitirmek değil; yıllar sonra bile arkasında durabileceğimiz, güvenle savunabileceğimiz bir iş ortaya koymak. Bence bu anlayışın temelinde jeoloji ve jeofiziği birbirinden ayırmayan bakış açımız yatıyor. Yer altını doğru anlayabilmek için bu iki disiplinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ben de bu nedenle kendi alanımın dışında jeofizik uygulamaları üzerine eğitim almaya ve kendimi geliştirmeye özen gösterdim. Bugün geldiğimiz noktada en büyük motivasyonumuz, yaptığımız her projeden sonra "Bu çalışmayı elimizden gelen en doğru şekilde tamamladık." diyebilmek. Çünkü bizim için en büyük referans teslim ettiğimiz raporlar değil, yıllar sonra bile güvenle arkasında durabildiğimiz işlerdir.

Mersin'in yer bilimleri açısından en önemli potansiyeli sizce nedir?
Bence Mersin'in yer bilimleri açısından en önemli potansiyellerinden biri jeotermaldir. Jeotermal denildiğinde çoğu kişinin aklına yalnızca elektrik üretimi geliyor. Oysa jeotermal bunun çok daha ötesinde bir kaynak. Mersin'deki potansiyel özellikle seracılık, tarım, termal turizm ve farklı endüstriyel uygulamalar açısından oldukça önemli fırsatlar sunuyor. Son yıllarda bu alana olan ilginin belirgin şekilde arttığını görüyoruz. Özellikle yatırımcıların ve sektör temsilcilerinin jeotermal araştırmaları için daha fazla bütçe ayırmaya başladığını söyleyebilirim. Bu da önümüzdeki yıllarda Mersin'de jeotermal çalışmaların çok daha fazla gündeme geleceğini gösteriyor. Dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar her geçen yıl artıyor. Ben Mersin'in de doğru bilimsel çalışmalar ve doğru yatırımlarla bu alanda önemli şehirlerden biri olabileceğine inanıyorum. Yer altındaki potansiyeli doğru değerlendirebilirsek bunun hem bölge ekonomisine hem de ülkemize önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum.
Genç mühendislere tavsiyeniz?
Genç mühendislere ilk tavsiyem, araziden korkmamaları olur. Evet, arazi çalışmaları yorucu olabiliyor. Günlerce evinizden uzak kalabiliyorsunuz; bazen çok sıcakta, bazen çok soğukta çalışıyorsunuz. Farklı coğrafyalar, farklı kültürler ve zaman zaman zorlu şartlarla karşılaşıyorsunuz. Ama özellikle yer bilimlerinde gerçek tecrübe büyük ölçüde sahada kazanılıyor. Bir diğer önemli konu ise bence hiçbir işi küçümsememek. Zaman zaman mühendislerin sadece kontrol eden kişi olduğu gibi yanlış bir algıyla karşılaşılabiliyor. Oysa iyi bir mühendisin gerektiğinde yaptığı işin her aşamasını anlayabilmesi ve uygulayabilmesi gerekir. Sahada çalışan ekipleri işin nasıl yapılacağını bilmeden doğru yönlendirmek de mümkün değildir. Bugüne kadar farklı ülkelerde çok değerli mühendislerle çalışma fırsatı buldum. Beni en çok etkileyen kişilerden bazıları yıllar önce emekli olmuş olmalarına rağmen hâlâ araziye çıkmaktan vazgeçmeyen mühendislerdi. Çünkü bu meslek masa başında değil, öğrenmeye devam ettiğiniz sürece sizi geliştiren bir meslek. Bence iyi bir mühendis olmanın yolu yalnızca üniversitede öğrenilen bilgilerden geçmiyor. Merak etmekten, sahada bulunmaktan, soru sormaktan ve öğrenmeye devam etmekten geçiyor. Yer bilimleri sürekli gelişen bir alan ve biz de ancak kendimizi geliştirmeye devam ettiğimiz sürece bu gelişimin bir parçası olabiliriz.
Bundan sonraki hedefiniz nedir?
Yer bilimleri sürekli gelişen ve değişen bir alan. Ben de bundan sonraki süreçte özellikle jeotermal kaynaklar ve yenilenebilir enerji alanındaki çalışmalarda daha fazla yer almayı hedefliyorum. Dünyanın birçok farklı ülkesinde çalışma fırsatı buldum. Özellikle Avrupa'da yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların her geçen yıl arttığını ve bu dönüşümün artık bir tercih değil, zorunluluk olarak görüldüğünü gözlemledim. İklim değişikliği, enerji güvenliği ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı gibi konular artık tüm dünyanın ortak gündemi haline geldi. Türkiye'nin de bu dönüşümün önemli bir parçası olacağına inanıyorum. Yer bilimleri bu noktada çok önemli bir rol üstleniyor. Çünkü yenilenebilir enerji projelerinin sağlıklı şekilde planlanabilmesi için yer altını doğru anlamak gerekiyor. Bu nedenle ben de meslek hayatımda özellikle jeotermal çalışmaların içinde daha fazla yer almak, bu alanda kendimi geliştirmek ve ülkemizin sahip olduğu doğal kaynakların bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesine katkı sağlamak istiyorum. Bana göre bugün yaptığımız her doğru çalışma, yalnızca bugüne değil, gelecek nesillere bırakacağımız daha sürdürülebilir bir geleceğe de katkı sağlıyor.
Son olarak Mersin halkına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Mersin, yer bilimleri açısından Türkiye'nin en özel şehirlerinden biri. Toroslar'dan kıyı kesimlerine kadar çok farklı jeolojik yapılara sahip olması; yer altı suyu, maden ve özellikle jeotermal açısından önemli bir potansiyel barındırıyor. Bu potansiyelin doğru değerlendirilebilmesi ise ancak bilimsel çalışmalarla mümkün. Bu nedenle en büyük temennim, doğal kaynaklarımızla ilgili her konuda bilimin rehberliğinden ayrılmamamız. Çünkü yer altını doğru anlamadan onu doğru yönetmek de mümkün değil. Bilimsel verilerle yapılan her çalışma hem doğanın korunmasına hem de kaynakların gelecek nesillere sürdürülebilir şekilde aktarılmasına katkı sağlar. Mesleğim sayesinde Türkiye'nin ve dünyanın farklı bölgelerinde çalışma fırsatı buldum. Gittiğim her yerde farklı kültürler, farklı yaşamlar gördüm ama değişmeyen tek bir şey vardı: İnsanların samimiyeti ve umutları. Bu açıdan Mersin insanının misafirperverliği, üretkenliği ve çalışkanlığıyla her zaman ayrı bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Ben Mersin'in sahip olduğu doğal zenginliklerin doğru yatırımlar ve bilimsel çalışmalarla çok daha iyi değerlendirileceğine inanıyorum. Eğer bunu başarabilirsek, bu şehir sadece doğal güzellikleriyle değil; yer altı kaynaklarını akılcı kullanan, yenilenebilir enerjiye önem veren ve bilimle büyüyen şehirlerden biri olarak da anılacaktır.



