Cumartesi günü bizim orada pazar kurulur. Ben de evin ihtiyaçlarını almak üzere pazara gittim...

Köşede biraz yoğunluğun geçmesini bekledim. Gözüme bir anne ile çocuğu takıldı. Önümden üç kere geçti. Ellerinde hiç poşet yoktu... Acaba eşini mi, bekliyordu. Belki de eşi maaşı alıp birazdan gelir.

Pazarda yavaş yavaş tezgahları geziyordu ve fiyatlara göz ucuyla bakıyordu. Birden yanımdaki meyve tezgahına geldi. Anne, 'Muz ne kadar?' dedi. Pazarcı '10 lira' dedi. anne cebinden çıkardı 50 lirayı tekrar geri koymak zorunda kaldı. Ardından oğluna konuşan Anne, 'Oğlum ileride tek kalmış muzlar vardı. Onlar 5 lira. Onlardan bir kilo alalım' dedi. Oğlu da 'Tamam anne' dedi...

Çocuğun gözü hep tezgahlardaydı; sürekli annesine bir şeyler anlatıyordu. Muhtemelen canı çektiği meyveleri söylüyordu. Anne de almamak için ya bahane söylüyordu. Ya da haftaya alırız diyordu. Belli ki anne cebindeki 50 liraya göre hem evin ihtiyaçlarını hem de çocuğunun isteklerini alacaktı...

Hem anne olmak hem de evinin kadını olmak çok zor olduğunu gösteriyordu. Pazar alışverişinde iyi ve güzel olanlar değil de en ucuz olanlar önemliydi çünkü ihtiyaç çok, para sınırlıydı..

Diğer taraftan bir çocuk annesine 'bu meyveleri alma ben sevmiyorum' derken, annesi de 'Oğlum sağlıklı beslenmen için günde bir tane yiyeceksin. İtiraz istemem.' diyordu.

İnsan pazarı işte....

Biri varlıktan, diğeri yokluktan yiyemez.....