Toplumda büyük bir değerler erozyonu yaşanıyor. Bu mutsuzluk meselesi de bunun bir sonucu olarak anlam kaymasına uğradı. Yaşamda gerçek dediğimiz şey, bakış açımıza göre biçim alan bireysel bir algılama tarzıdır.

Bu algıyı belirleyen ise yaşam boyunca edindiğimiz 'bilgi'lerdir. Gerçeği algılayışımızı etkileyen ve onu belirleyen 'bilgi'nin edinilmesinde birinci unsur kültürel ve toplumsal koşullandırmalardır. İçinde bulunduğumuz toplumun ve kültürün içinde şekillenir ve kalıplara gireriz. Dolayısıyla olaylara ve durumlara, o bakış açısından bakmaya alışırız. Dünyaya açılan penceremiz haline gelirler zamanla. YANİ SEVGİNİN GÜCÜNÜ BİLMİYORUZ.

Sevginin gerçeklik algısını şekillendirmesinin nedenlerinden bir diğeri ise, geçirdiğimiz akademik eğitim sürecidir. Örneğin, Batılı ve Doğulu dünya görüşlerindeki yapısal farklılıklar, sahip oldukları eğitim-öğretim süreçlerini de belirlemektedir. Bu da, sevginin farklı şekilde algılanmasına ve yorumlanmasına neden olmaktadır. Sevgi gerçeği şekillendirir ve dönüştürür. Kimi zamanda basit olan şeylerin anlaşılmasını da oldukça zorlaştırır. Gerçeği şekillendiren ve yeniden yaratan şey, düşüncemizi biçimlendiren öğrenilmiş bilgilerdir. Bunun çoğu zaman farkında bile değiliz. YANİ SEVGİNİN GÜCÜNÜ BİLMİYORUZ.

Güzel bir öyküyle noktalayalım sohbetimizi. Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet, bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı: "Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamıştır." Sevgiyle Kalın. Esenlikte Yaşayın. Mustafa Mızrak / Gazeteci / Yazar