Eğitim dünyasında üstün zekalı çocuk, ergen ve yetişkinlerle ilgili iki uçlu bir yaklaşımın hakim olduğunu ifade eden Swot Academy Kurucusu Hüseyin Yıldız, toplum olarak bu bireylere ya geleceğin kurtarıcısı gözüyle bakılarak aşırı yüklenildiğini ya da sadece akademik başarıları önemsenip duygusal ihtiyaçlarının gölgelendiğini vurguladı.
Üstün zekalı olmanın sadece hızlı öğrenmek veya yüksek IQ puanına sahip olmak anlamına gelmediğini belirten Yıldız, “Bu, dünyayı farklı bir frekanstan algılamaktır. Bu farklı algılama biçimi beraberinde büyük bir potansiyel getirirken, kendine has yaşam zorluklarını da beraberinde barındırıyor. Her insan hayatın içinde saklı bir cevher ile doğar; ancak bu cevherin dış dünyada paha biçilemez bir mücevhere dönüşmesi, doğru bir zanaatkârın dokunuşuna bağlıdır” şeklinde konuştu.
Akademik başarı ile duygusal olgunluk senkronize olmuyor
Herkes gibi olmanın güvenli bir liman olarak görüldüğü bir toplumsal yapıya sahip olduğumuzu dile getiren Hüseyin Yıldız, bu zeminde farklılıkların genellikle ya aşırı yüceltildiğini ya da törpülendiğini söyledi. Üstün zekalı bir çocuk için bu durumun sınıf içerisinde sürekli daha fazlasını yapması beklenen bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü aktaran Yıldız, sahada en sık karşılaştıkları problemi “En büyük sorun, akademik başarı ile duygusal olgunluğun senkronize olmamasıdır. Zihinsel kapasitesi 15 yaşındaki bir gençle tartışabilecek düzeyde olan 8 yaşındaki bir çocuğun duygusal tepkileri hala 8 yaşın doğasındadır. Bu asenkron gelişim, çocukluktan yetişkinliğe kadar süren bir problem çözme tıkanıklığına yol açar. Kendi zihinsel hızına yetişemeyen, çevresiyle kurduğu ilişkilerde 'anlaşılmadığını' hisseden birey, sosyal geri çekilme veya mükemmeliyetçilik sancılarıyla baş başa kalır” sözleriyle anlattı.
Yerleşik kültürde problem çözmenin genellikle yöntemi bilmek üzerine kurulduğunu hatırlatan Yıldız, üstün zekalılar için asıl meselenin yöntemi bilmek değil, yöntemin neden o şekilde olması gerektiğini sorgulamak olduğunu ifade etti.
Analitik düşünce sistem içinde isyan olarak algılanıyor
Eğitim sistemindeki yaklaşımlara da değinen Hüseyin Yıldız, üstün zekalı bir gencin okulda önüne gelen klasik bir problemde "neden bu formül?" diye sorduğunda, sistemin bunu bir isyan veya zaman kaybı olarak görebildiğine dikkat çekti. Oysa bu durumun sorgulamanın ve problem çözme becerisinin en temel taşı olduğunu belirten Yıldız, yetişkinlik evresinde ise problem çözmenin teknik bir başarının ötesinde bir yaşam stratejisi haline gelmesi gerektiğini kaydetti. Üstün zekalı bireylerin sistemi bir bütün olarak görme eğilimlerinin, bazen pratikteki küçük ama hayati detayları kaçırmalarına neden olabildiğini söyleyen Yıldız, “Bu potansiyeli verimli kılmak için reçete çok basit aslında. Duygusal dayanıklılık ve hata yapma hakkı çok önemli. Başarının kutsandığı, başarısızlığın ise bir ayıp gibi konumlandırıldığı aile yapısında, bu bireyler üzerindeki kusursuz olma baskısı çok yüksektir. Yaşam becerilerinin başında, başarısız olmanın bir zeka eksikliği değil, bir veri toplama süreci olduğunu kabullenmek gelir" dedi.
Kamuflaj ciddi bir tükenmişlik yaratıyor
Üstün zekalı bireylerin çevresine uyum sağlamak için kendilerini gizlemelerinin ciddi bir tükenmişlik yarattığını belirten Hüseyin Yıldız, gerçek problem çözme becerisinin sadece dış dünyayı çözmek değil, sosyal bir zeka stratejisi geliştirmek olduğunu aktardı. Bu bireyler için anlam arayışının en güçlü yakıt olduğunu ve kendilerine anlamsız gelen hiçbir görevin sürdürülebilir bir motivasyon yaratmayacağını ifade eden Yıldız, “Üstün zekalı bir çocuk, şiddet mağduru bir kadın, madde bağımlılığı ile mücadele eden bir genç veya koruma altındaki bir yetim; hiçbiri toplumun veya sistemin birer projesi ya da istatistiksel verisi değildir. Onları sadece belirli kalıplara sokmaya çalışmak potansiyellerini köreltir. Gerçek bir değişim; performans odaklı kaygıları bir kenara bırakıp bireyin kendi içsel dünyasını yeniden yapılandırmasından geçer. Gerçek bir yaşam becerisi; bireyin zihninin ve ruhunun sınırlarını tanıması, toplumsal yapıyla özgünlüğü arasında sağlıklı bir köprü kurması ve zekasını sadece sorun çözmek için değil, anlam yaratmak için kullanmasıdır. Türkiye'nin, yüksek IQ'lu bireylerin teknik başarılarının ötesine geçmeye, dezavantajlı grupların ise travmalarını aşıp topluma iyileşmiş bireyler olarak kazandırılmasına ihtiyacı var. Başarı, sadece bir yere varmak değil, yol boyunca kendi cevherini işleyerek hakiki bir mücevhere dönüşebilmektir” diye konuştu.



