Şiddet bir yandan yoksullaşma ve toplumsal gelecek beklentisinin karanlıklaşması gibi etkenlerden beslenirken, bu yapıyı sürdürmek için toplumda kolaylaştırıcı ve meşrulaştırıcı biçimiyle yerini sağlamlaştırır.İşin ilginci çocuklarını döven ya da onlara hakaret eden anne babaların birçoğu çocukluklarında benzer muamelelere uğramış, gururları incitilmiş ve belki de öyle olmamaya yemin etmiş kişilerdir. Çocuklarına zarar verdiklerini fark etmelerine rağmen kendilerini kontrol edememelerinin kökenini anne-babaların kendi gördükleri zararda aramalıyız. Anne, babasının zehirli dilinde kendisini her zaman düzeltilecek bozuk ve değersiz bir nesne gibi gören çocuk, geleceğe bolca öfke ve kin biriktirerek hazırlanır. Bazen anne babalar kötü sözleri ya da sert muameleyi sonradan güzel sözler, yanaktan makas veya sıkı bir kucaklama ile telafi edebileceklerini düşünürler. Oysa uzmanlar pek öyle demiyor .
Anne-babaların attıkları tokadın, savurdukları aşağılayıcı ve incitici sözün sorumluluğunu üstlenmesi, ev içinde çocuklara ve kadına şiddeti sona erdirmesi zararı gidermese bile yeni zarar doğmasını,engelliyor.Başkasına zarar vermeyi meşrulaştırıcı, öteki kişinin bir biçimde bunu hak ettiğini ve o kişiye "oh olduğunu" düşündürücü yetişkin tutumları empatiye ve merhamete pek yer bırakmaz.Saldırganlık, baskı "olur böyle şeyler" tavrıyla da artar. Öfkeli anne-babalar da öfke duygusunun başkasına zarar verici davranışlara dönüşmesini teşvik etmiş olurlar.Çocukların haksızlığa uğradıkları duygusuna kapıldıkları durumlarda 'hak arama ve ses çıkartmanın imkansız olması', çocuk bir süreliğine sinmiş ya da durumu sineye çekmiş bile olsa, haksızlığın doğurduğu öfkenin eninde sonunda patlamasına yol açar. Hakkını arayabilen, itirazını belirtebilen çocukların öfkesi ise, saldırganlıkla sonuçlanmaz. Erkeğin kendi değerini bulma mücadelesini kadınlara söz geçirebilme ile eşleştiren, erkek çocuklarını kız çocuklarından daha 'değerli' gören toplumsal kültürün kuşaktan kuşağa aktarım döngüsünün durdurulmasında annelerin rolü büyüktür.
Kadının okuması, kendini geliştirmesi, özgürleşmesi, ayrımcılığa karşı direnmesi, erkeğe boyun eğmemesi gibi durumlarda öz güvenden yoksun kırılgan erkeklik kimliği öne çıkmakta ve bu yüzden erkek kendini tehdit altında görmektedir. Çocukluğun yaygın duygusu korkuyu annesinin koruyuculuğunda geçirdikten sonra korkunun nesneleri değişse bile çocuklar korunma ihtiyacını nedensiz biçimde duymaya devam edebilirler. Gece uyumak için annesinin yanına sokulmadan edemeyen çocuk ergenliğe geçip bağımsızlık dürtüsünü derinden hissetse bile bir yandan korkudan korunmak için annesine duyduğu ihtiyaçtan da utanır; bu bağımlılığını kimselere söyletmez. Bağımlılığının annesinin bir ürünü olduğu bağlantısını kolayca kurar.
Kişi bir hiçken kendini bir şey sanıyorsa, kendini aldatmış olur. Herkes kendi yaptıklarını denetlesin. O zaman başkasının yaptıklarıyla değil, yalnız kendi yaptıklarıyla övünebilir.