Son yıllarda gençler arasında artış gösteren şiddet eğilimleri, toplumda endişe yaratmaya devam ediyor. Özellikle son günlerde yaşanan olaylar, aileleri hem çocuklarının güvenliği hem de psikolojik sağlığı konusunda daha hassas hale getirdi. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lise öğrencisinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda öğrenci ve öğretmenlerden toplam 16 kişinin yaralanması, bu kaygıları daha da artırdı. Yaşanan bu olayın ardından birçok aile, çocuklarının şiddete maruz kalmasından ya da şiddete yönelmesinden duydukları korkuyla psikologlara başvurmaya başladı. Uzmanlar ise bu tür vakaların altında yatan nedenlere dikkat çekerek, ailelerin ve eğitimcilerin daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.
Gençlerin şiddete yönelmesinin altında yatan temel psikolojik nedenleri, Uzman Psikolog Şeyma Serinkaya detaylarıyla anlattı. Gençlerin şiddete yönelmesi genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerden de kaynaklandığını aktaran Serinkaya, “Ergenlik dönemi, beyin gelişiminin özellikle dürtü kontrolü ve karar verme ile ilişkili bölgelerinde (prefrontal korteks) henüz tam olgunlaşmanın tamamlanmadığı bir süreçtir. Bu durum, risk alma ve ani tepkiler verme eğilimini artırabilir. Bunun yanında; yoğun öfke birikimi, travmatik yaşantılar, ihmal veya istismar, aidiyet duygusunun zayıflığı ve değersizlik algısı gibi faktörler de önemli rol oynar. Özellikle sosyal dışlanma ve akran zorbalığına maruz kalma, gençlerde hem içe yönelen hem de dışa yönelen saldırgan davranışları tetikleyebilir” ifadelerini kullandı.

Sosyal medyanın etkisi
Son yıllarda gençler arasında artan şiddet eğilimini değerlendiren Serinkaya, “Bu artışın bir kısmı gerçek bir yükselişe işaret ederken, bir kısmı da dijital medya aracılığıyla daha fazla görünür hale gelmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak bilimsel açıdan baktığımızda; belirsizlik, ekonomik stres, toplumsal kutuplaşma, pandemi sonrası sosyal izolasyon ve dijital ortamda şiddetin normalleşmesi gibi faktörlerin gençlerin duygu düzenleme becerilerini olumsuz etkilediğini görüyoruz. Özellikle sosyal medya üzerinden maruz kalınan içerikler, şiddeti bir çözüm yolu gibi sunabildiği için risk oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.
“Erken farkındalık hayati önem taşır”
Gençlerin bu noktaya gelmeden önce verdikleri psikolojik sinyallerin ve sergiledikleri davranışların genellikle aniden ortaya çıkmadığını, aksine öncesinde çeşitli uyarı işaretleriyle kendini gösterdiğini belirten Uzman Psikolog Şeyma Serinkaya, şu ifadelere yer verdi: “Bunlar arasında; yoğun öfke patlamaları ve dürtü kontrolünde zorlanma, sosyal geri çekilme ve yalnızlaşma, okul başarısında ani düşüş, şiddet içerikli düşünce ya da söylemlerde artış, empati kurmada belirgin azalma, silahlara veya zarar verici araçlara aşırı ilgi ile umutsuzluk, değersizlik ve intikam temalarının öne çıkması yer alıyor.”
Bu sinyallerin bir arada görülmesi durumunda profesyonel değerlendirme alınması gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Şeyma Serinkaya, erken farkındalığın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Serinkaya, ailelerin çocuklarında bu tür belirtileri gözlemlemeleri halinde vakit kaybetmeden bir psikoloğa başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Okullar kritik rolde
Aile, okul ve çevrenin bu tür olaylardaki rolünün son derece belirleyici olduğunu ifade eden Uzman Psikolog Şeyma Serinkaya, “Aile, okul ve sosyal çevre, bir gencin psikolojik gelişiminde belirleyici üç ana sütundur; ancak bu yapı içinde okul, hem erken fark etme hem de müdahale etme kapasitesi açısından en kritik kurumlardan biridir. Aile ortamında duygusal ihmal, aşırı baskıcı ya da tamamen sınır koymayan tutumlar, çocuğun sağlıklı duygu düzenleme becerileri geliştirmesini zorlaştırabilir. Bu noktada okul, yalnızca akademik bir kurum değil; öğrencinin sosyal ve duygusal gelişimini izleyen, riskleri erken dönemde tespit eden ve gerekli yönlendirmeleri yapabilen bir koruyucu sistem olarak devreye girmelidir. Ancak mevcut uygulamalarda, okulların risk taşıyan öğrencilere yönelik erken ve etkili müdahale konusunda yetkilerinin sınırlı kalabildiği görülmektedir” dedi.

Sözlerine devam eden Serinkaya, “Okullarda güvenli iklimin sağlanması, zorbalığın sistematik biçimde ele alınması ve öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri alanların oluşturulması büyük önem taşır. Bununla birlikte, riskli davranışlar sergileyen öğrenciler için sadece rehberlik düzeyinde değil; daha yapılandırılmış, çok disiplinli müdahale süreçlerine ihtiyaç vardır. Okul yönetimi, psikolojik danışmanlar ve aileler arasında güçlü bir koordinasyon sağlanmalıdır. Çevresel faktörler özellikle akran grupları gençlerin davranışlarını güçlü şekilde etkiler. Ancak iyi yapılandırılmış ve yetkilendirilmiş bir okul ortamı, bu etkileri dengeleyebilecek en önemli koruyucu alanlardan biridir. Bu nedenle okullara; risk tarama, erken uyarı sistemleri kurma, gerekli durumlarda öğrenciyi koruyucu destek programlarına yönlendirme ve ilgili uzmanlarla iş birliği yapma konusunda daha net yetkiler ve kaynaklar sağlanması gerekmektedir. Kısacası, aile ve çevre önemli belirleyiciler olsa da; güçlendirilmiş ve aktif rol üstlenen bir okul sistemi, bu tür olayların önlenmesinde en etkili müdahale alanlarından biri olabilir” ifadelerini kullandı.
“Ailelere yönelik psikoeğitim çalışmaları artırılmalı”
Olayların önüne geçebilmek için erken dönemde atılması gereken adımlara dikkat çeken Uzman Psikolog Şeyma Serinkaya, “Önleme çalışmaları çok katmanlı olmalıdır ve erken yaşlarda başlamalıdır. Çocuklara erken yaştan itibaren duygu tanıma ve ifade etme becerileri kazandırılmalıdır. Okullarda sosyal-duygusal öğrenme programları yaygınlaştırılmalıdır. Ailelere yönelik psikoeğitim çalışmaları artırılmalı; ebeveynlerin çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını fark etmeleri desteklenmelidir. Risk altındaki çocuklar için erken müdahale sistemleri kurulmalı ve okul-psikolojik danışman iş birliği güçlendirilmelidir. Medya okuryazarlığı geliştirilerek gençlerin maruz kaldıkları içerikleri eleştirel değerlendirmeleri sağlanmalıdır. En önemlisi ise gençlerin kendilerini görülmüş, anlaşılmış ve değerli hissettikleri güvenli alanların oluşturulmasıdır. Bilimsel çalışmalar açıkça göstermektedir ki; güçlü sosyal bağlar ve destekleyici ilişkiler, şiddet davranışlarına karşı en koruyucu faktörler arasındadır” şeklinde konuştu.




