Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Mersin Adliyesi önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Konuşmayı yapan komisyon üyesi Avukat Sebahat Gençtarih, 8 Mart’ın yalnızca bir anma günü olmadığı, aynı zamanda kadınların yüzyıllardır eşitlik, özgürlük ve onurlu bir yaşam için yürüttüğü mücadelenin simgesi olduğu vurguladı.
Kadınların tarih boyunca yalnızca bireysel erkek şiddetiyle değil, erkek egemen sistemin yarattığı yapısal baskılarla da karşı karşıya kaldığını ifade eden Gençtarih, “Kadınların emeğini görünmez kılan, yaşamlarını denetim altına almaya çalışan ve eşitlik taleplerini bastırmaya çalışan bu düzen, biz kadınların özgürlüğünü sınırlayan çok katmanlı bir tahakküm yaratmıştır. Türkiye'de kadınların yaşam hakkı ciddi bir tehdit altındadır. Son verilere göre 2024 yılında en az 315 kadın erkekler tarafından katledilmiş, 2025 yılında ise en az 294 kadın öldürülmüş, 297 kadın ölümü "şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçmiştir. 2026 yılının daha ilk aylarında dahi 22 kadın öldürülmüş, 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulunmuştur. Bu sayılar yalnızca istatistik değil, her biri yarım bırakılmış hayatları, annesiz kalan çocuklan ve adalet bekleyen toplumun vicdanını temsil etmektedir. Kadınlar çoğu zaman boşanmak istedikleri, şiddete karşı çıktıkları ya da kendi hayatlarına dair söz söylemek istedikleri için öldürülmektedir” dedi.

“Cezasızlık politikaları failleri koruyor”
Devletin kadınların yaşam hakkını korumakla yükümlü olduğuna dikkat çekerek cezasızlık politikalarının ciddi bir sorun oluşturduğu belirten Gençtarih, “Bugün birçok kadın ölümü, devletin soruşturma mekanizmaları eliyle "intihar" ya da "şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçirilerek üzeri örtülmekte, etkili, bağımsız ve şeffaf soruşturmalar yürütülmediği için gerçekler görünmez kılınmakta ve failleri korumaktadır. Biz kadınlar yalnızca öldürülerek değil, susturularak, yoksullaştırılarak, kriminalize edilerek ve hapsedilerek de yaşamdan koparılmaya çalışılıyoruz. Yıllardır akıbeti aydınlatılamayan Gülistan Doku ve katledilen Rojin Kabaiş faillerinin hala elini kolunu sallayarak aramızda dolaşıyor olması, kadınlara yönelik suçlarda etkin ve tarafsız soruşturmaların yürütülmediğini açıkça göstermektedir Bu iki dosya yalnızca bireysel trajediler değil, gerçeğin ortaya çıkarılması yerine soruşturmaların sürünmecede bırakıldığı ve adeta bir şeylerin üzerimin örtülmeye çalışıldığı bir adalet anlayışının göstergesidir” diyerek adalet mekanizmasının işleyişine dair ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.
Gençtarih, kadınların şiddetten korunması açısından uluslararası bir güvence olarak görülen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin kadınların yaşam hakkını koruyan mekanizmaları zayıflattığı, kadınların eşit ve özgür yaşam talebinin en temel hak olduğu ve bu talebin bastırılmasına yönelik politikaların kadınların yaşamını doğrudan etkilediğine dikkat çekti.
Dünya genelinde kadın hareketinin büyüdüğünü, İran’da kadınların “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla yürüttüğü mücadeleye ve Rojava’daki kadınların savaş koşullarında sürdürdüğü direnişe de değinen Gençtarih,” Savaşların, yoksulluğun ve baskının en ağır yükünü kadınlar ve çocuklar taşırken, aynı zamanda direnişin en güçlü öznesi de yine kadınlar olmuştur. Dünyanın dört bir yanında yükselen kadın mücadelesi biz kadınların özgürlük mücadelesinin bastırılamaz, susturulamaz ve geri döndürülemez olduğunun kanıtıdır” dedi.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Mersin Şubesi Kadın Komisyonu açıklamasının sonunda, kadınların yaşam hakkını savunmaya ve cezasızlık politikalarına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. “Kadınların özgür olduğu bir dünya herkes için daha adil ve özgür bir dünya olacaktır. Em hene! Em li vir in Jin, Jiyan, Azadi! Biz varız! Biz Buradayız Kadın, Yaşam, Özgürlük!” sözleriyle konuşmasını tamamlandı.




