Türkiye’de internet kullanımı 2026 yılında yüzde 92,3’e ulaşırken, dijital teknolojilerin günlük yaşam içindeki ağırlığı da giderek artıyor. TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre e-ticaret kullanım oranı yüzde 60’a, e-Devlet hizmetlerinden yararlananların oranı yüzde 76’ya, internet üzerinden öğrenme faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı ise yüzde 22,9’a yükseldi. WhatsApp yüzde 90 ile en yaygın kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulaması olurken, veriler internetin artık yalnızca iletişim değil, ekonomik, kamusal ve eğitsel yaşamın da temel unsurlarından biri haline geldiğini ortaya koydu.

Doç. Dr. Ahmet Taylan

“Artık mesele internete erişip erişemediğimiz değil”

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Bilişim ve Enformasyon Teknolojileri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Taylan’a göre internet kullanımındaki yüksek oran, dijitalleşmenin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Taylan, bundan sonraki tartışmanın yalnızca erişim üzerinden yürütülmesinin yeterli olmayacağını belirterek, akademik literatürde bu dönüşümün “ikinci düzey sayısal uçurum” kavramıyla açıklandığını ifade etti.

Taylan, “Yüzde 92,3 gibi yüksek bir internet kullanım oranı, Türkiye’de erişim sorununun geçmişe kıyasla önemli ölçüde gerilediğini gösteriyor. Ancak artık temel mesele yalnızca internete erişip erişemediğimiz değil, interneti nasıl kullandığımız ve bu kullanımdan ne ölçüde yarar sağlayabildiğimiz” dedi.

Dijitalleşmenin bundan sonraki aşamasında dijital okuryazarlık ve eleştirel düşünmenin daha fazla önem kazanacağını belirten Taylan, internet kullanımının yaygınlaşmasının tek başına bilinçli ve nitelikli kullanım anlamına gelmediğine dikkat çekti.

“Bilgiyi teyit etme, güvenilir kaynakla güvenilir olmayanı ayırt etme, algoritmaların hangi içerikleri neden karşımıza çıkardığını fark etme ve dijital araçları yalnızca tüketim için değil üretim, öğrenme ve toplumsal katılım amacıyla kullanabilme konusunda hâlâ önemli miktarda yol almamız gerekiyor” diyen Taylan, tartışmanın üçüncü düzey sayısal uçuruma doğru ilerlediğini söyledi.

Dijital kullanım yeni eşitsizlikler de yaratıyor

İnternetin ekonomik, kamusal ve eğitsel alanlarda daha fazla kullanılması, dijital sistemleri günlük yaşamın temel altyapılarından biri haline getirirken, bu dönüşümün herkes açısından aynı sonuçları doğurmadığına da dikkat çekiliyor.

Taylan, internetin gündelik yaşamda giderek elektrik veya su gibi vazgeçilmez bir altyapıya dönüştüğünü belirterek, dijitalleşmenin önemli kazanımlarının yanında yeni eşitsizlikler de oluşturabileceğini söyledi.

“Zaman ve mekân sınırlarını azaltıyor, bilgiye ve kamu hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor, gündelik işlemleri hızlandırıyor. Ancak diğer taraftan dijital sistemlere erişemeyen ya da onları etkin biçimde kullanamayan bireyleri daha dezavantajlı hale getirme riski taşıyor” ifadelerini kullanan Taylan, dijitalleşmenin bazı eşitsizlikleri azaltırken yeni eşitsizlik biçimleri üretebildiğini vurguladı.

Bu dönüşümün yalnızca kamu hizmetleri ve eğitimle sınırlı olmadığını belirten Taylan, ticari dijital platformların da bireylerin günlük yaşamındaki ağırlığının arttığını ifade etti. Platformların kullanım kolaylığı sağlamanın ötesine geçtiğini belirten Taylan, bireylerin verileri ve dikkatlerinin de ekonomik değere dönüştüğüne işaret etti.

“Gündelik hayatımızın giderek daha büyük bir bölümü dijital platformlar üzerinden şekillendikçe yalnızca yaptığımız işlemler değil, tercihlerimiz, davranışlarımız, verimiz ve dikkatimiz de ekonomik değere dönüşüyor” diyen Taylan, bu yapıyı “dikkat ekonomisi” kavramıyla açıkladı.

Velilere kritik kırtasiye uyarısı
Velilere kritik kırtasiye uyarısı
İçeriği Görüntüle

Asıl risk bilgiye değil, hakikate duyulan güvenin aşınması

Dijital kullanımın yaygınlaşmasıyla birlikte bilgiye erişim kolaylaşırken, bilginin doğruluğunun değerlendirilmesi de daha kritik hale geliyor. Özellikle WhatsApp gibi kapalı iletişim ağlarında yayılan içeriklerin kaynağının ve doğruluğunun denetlenmesinin daha güç olabileceğine dikkat çeken Taylan, önümüzdeki dönemde en önemli risklerden birinin hakikatle kurulan ilişkinin zayıflaması olduğunu söyledi.

“Önümüzdeki dönemin en büyük dijital iletişim riskinin, hakikatle kurduğumuz ilişkinin giderek aşınması ve bunun toplumsal güven ile kutuplaşma üzerindeki etkileri olacağını düşünüyorum” diyen Taylan, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin kapalı iletişim ağlarında hızlı biçimde dolaşıma girebildiğini belirtti.

Bunun yanında sosyal medya platformlarındaki algoritmaların da kullanıcıların karşılaştığı içeriklerin belirlenmesinde daha etkili hale geldiğini kaydeden Taylan, etkileşim odaklı sistemlerin güvenilir bilgi ile yüksek etkileşim yaratan içeriği her zaman aynı noktada buluşturmadığını ifade etti.

Taylan, “Öfke, korku, şaşkınlık veya aşırı heyecan yaratan içerikler, kimi durumlarda gerçek ve güvenilir içeriklerden daha fazla dikkat çekebiliyor ve daha hızlı yayılabiliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Yapay zeka “gerçek” ile “sahte” arasındaki çizgiyi zorluyor

Üretken yapay zekanın yaygınlaşmasıyla birlikte dijital iletişimdeki risklerin yeni bir boyut kazandığını belirten Taylan, görüntü, ses ve metinlerin düşük maliyetlerle ve büyük ölçekte üretilebilmesinin dezenformasyon açısından yeni bir alan oluşturduğunu söyledi.

Ancak Taylan’a göre sorun yalnızca yapay zekâ tarafından üretilen sahte içeriklerin gerçek sanılması değil. Gerçek içeriklerin de sonradan “yapay zekayla üretildi” iddiasıyla reddedilebilmesi, bilgiye duyulan güven açısından daha geniş bir tehdit oluşturuyor.

“Yani sorun yalnızca yanlış bilgiye inanmak değil, doğru bilgiye duyulan güvenin de aşınması oluyor” diyen Taylan, böylece dijital iletişimde asıl meselenin tek tek dezenformasyon örneklerinin ötesine geçtiğini vurguladı.

“Ortak bir toplumsal gerçeklik zemini zayıflayabilir”

Taylan, algoritmik yönlendirme, kutuplaşmış bilgi akışı ve yapay zekâ destekli içerik üretiminin aynı anda etkili hale gelmesinin toplum açısından daha büyük bir sonuç doğurabileceğini belirtti.

“Bu nedenle önümüzdeki yıllarda asıl sorun tek tek dezenformasyon örneklerinden daha büyük olabilir diye düşünüyorum. Yani insanların ortak bir toplumsal gerçeklik zemini üzerinde anlaşma kapasitesinin zayıflaması söz konusu olabilir” ifadelerini kullanan Taylan, bireyin neye inanacağına ve neyi gerçek kabul edeceğine karar vermesinin giderek zorlaşabileceğini söyledi.

Türkiye açısından temel riskin, dijital ortamda yönlendirilmiş bilgilerin mevcut siyasal ve toplumsal fay hatlarını daha da derinleştirmesi olduğunu belirten Taylan, bu sürecin bireylerin eleştirel düşünme kapasitesi ve bilişsel özerklik açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Taylan, Türkiye’nin dijitalleşme sürecinde bundan sonraki temel meselenin yalnızca teknolojiye erişebilen bir toplum oluşturmak olmadığını, bireylerin dijital ortamı bilinçli, eleştirel, üretken ve toplumsal faydaya dönük biçimde kullanabilmesinin belirleyici hale geldiğini vurguladı.

Muhabir: Emek Ezgi Kıdış