Filozoflar ve teologlar insanın ne olduğunu tanımlamaya giriştiklerinde hemen her zaman konuşmalarını insan olmayanla bağlarlar. Yani insana dair çoğu tanım karşıtlık veya olumsuzlama yoluyla ilerler. O halde, insanın basitçe bir hayvan olmadığı ama ayrıca tanrı, melek veya bir cin de olmadığı söylenebilir. Bazı düşünürler, insanlığın küçük alem olduğunu iddia etmek suretiyle bu olumsuz tanımlardan olumlu tanıma geçmeye girişmiştir. Bu bakış açısına göre insanlık, yaratılışın tüm veçhelerini tam da ideal dengede sergileme yoludur. Örneğin, bedensel varlığımızda bazı hayvani öğeleri içeririz, ancak aynı zamanda yüksek tarzda bir ruhsallığa ve zihne de sahibiz; öyle ki bu sayede bizde birçok yaşam bulunur. Gerçi bu noktada insanlığı tanımlama girişimleri dikkatlerimizi tekrar insanlıktan dışarı çekip diğer şeylere; insanlıkta görebildiğimiz diğer şeylere doğru yönlendirir.

İnsanlık, insanlıktan başka her şeyi kapsayan bir şey olarak tanımlanır ki burada insanlık garip biçimde gereksizmiş gibi ve insanı diğer şeylerden ayırt edecek kendi içeriği yokmuş gibi kenara bırakılır; oysa önümüzde zaten bir alem var.

Burada izlenen usul, insanı genel bir kategoriye yerleştirmek ve sonra onu, dahil olduğu kategorinin diğer üyelerinden ayıracak, ayırt edici bir özellikle seçik kılmaktır. Aklın ne olduğunu sorduğumuzda da genellikle olumsuzlamayla, benzer olması gereken hayvan davranışları üzerinden tanımlandığını görürüz. Örneğin, aklın, davranışlarımız üzerinde düşünmemize ve tartışmamıza olanak tanıdığı iddia edilir, oysa hayvanlar daha mekanik veya otomatik yolda eylemelerine neden olacak dürtülerce güdüleniyordur.

Görünüşe göre köpekler ve kediler sıkça görüşler arasında tereddüde düşer, görüşleri tartarlar. Ayrıca köpekler bazen suçlarını gizlemeye çalışırlar ya da hiç değilse sahiplerinin fark etmemesini umarlar. Kediler genelde emirlere itaat etmezler, köpeklerin ise takdir ve kınama ifadeleri olup doğrudan faydacı olmayanlar da dahil olmak üzere "aferin!" "seni kötü köpek!" gibi onlara öğrettiğimiz simgelerle karmaşık bir ilişkileri vardır. Tüm bunların her şeye rağmen hala "saf içgüdü" olduğunu, köpekleri insanmış gibi düşünüp onların davranışlarını yanlış yorumladığımızı söyleyebiliriz. Çünkü bazı bilim adamları , insan davranışının eşsiz olduğu varsayımından yola çıkarlar ve bütün hayvan davranışlarını insan davranışına uydurarak açıklamaya çalışırlar.