Dikkat eğitmeni Süreyya Kocadağ çocukların eğitiminde en büyük sorunlarından birisi haline gelen sıkılma haliyle ilgili yapılması gerekenler hakkında önerilerde bulundu. Çocukların içten gelen bir coşkuya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Kocadağ, gelişen teknolojiyle birlikte hayatın her alanında çok farklı uyarıcılara maruz kaldığını söyledi.
Teknolojinin haz tuzağı ve ebeveyn rolü
Çocukların bu hale gelmesinde ebeveynlerin ve dijital dünyanın büyük payı olduğunu belirterek, telefonlar, tabletler ve PlayStation gibi cihazların çocukları 3-5 saniyelik hızlı hazlara alıştırdığına dikkat çeken Kocadağ, “Bu durumun çocukların el becerilerini ve özgüvenlerini kısıtladığını, yapabilirlik inançlarını sanal dünya ile sınırlı tutuyor. Bizim istediğimiz çocukların hayatta kendi içsel mutluluklarını yakalayabilmeleri ve başarı odaklı ilerleyebilmeleridir. Bunun yolu da önce biz ebeveynlerin kendi hareketlerimizi kontrol edip kendimizi düzeltmemizden geçiyor” dedi.
“Çocuklarımızı yapabileceğine inandırmalıyız”
Çocuklara özgüven yüklemenin yolunun onlara bir şeyler yapabildiklerini göstermekten geçtiğini belirten Kocadağ, “Toplumumuzda babanın zorlayanı, annenin destekleyeni makbuldür şeklinde bir anlayış var. Çocukların mutfağa girmesine, yemek yapmasına veya küçük sorumluluklar almasına izin verilmesi gerekiyor. Mutfağın kirlenmesinin, bir çocuğun bir şeyler öğrenmesinden daha değerli değildir. Bizim istediğimiz çocukların hayatta kendi mutluluklarını, içsel mutluluklarını yakalayabilmeleri, bununla beraber başarı odaklı, hedef odaklı ilerleyebilmeleri ve hedefleri doğrultusunda adımlar atmalarıdır” diye konuştu.
“Hareket ve gerçek sosyalleşme önemli”
Geçmiş dönemlerde çocukların sokak aralarında yaşamını sürdürdüğünü ve sürekli bir oyun halinde olduklarının altını çizen Kocadağ, günümüzde ise güvenlikli apartman sitelerinde bile bahçeye çıkmadıklarını söyledi. Çocukların rutinleri dışına çıkamadığı için programlama ve motivasyonunu da yeterince sağlayamadığını belirten Kocadağ, “Sokaklarda oynarken, yaşadıkları şeylere dikkat etmek, akşam ezanıyla birlikte eve gitmesi gerektiğini bilmek gibi kendince programlama yapıyordu. Hatta arkadaşlarıyla oynarken karşılaştığı problemlere karşı da çözüm üretecek seviyede oluyordu. Ama günümüzde çocuk tüm bunları yaşamadan, ailesinin korunaklı bölgesinden çıkmadığı için başta akran zorbalığı gibi çok büyük problemlerle karşı karşıya kalabiliyorlar. Yani çocuklarımızın bilgisayar, telefon başından kalkarak sokaklarda oyun oynayabilmesi, günümüzde yaşanan problemlerin büyük bölümünü önlemek açısından son derece yararlı olacaktır” diye konuştu.
“Üreten çocuk mutlu olur”
Sürekli sıkılan çocuklara tablet verildiğinde sessizleştiklerini ancak bunun gerçek bir çözüm olmadığının altını çizen Kocadağ, “Telefona da bakıyor ama ondan da mutlu değil. Üreten çocukların genellikle hiperaktif olarak etiketleniyor. Ancak bu çocukların aslında bir şeyler yaptıkça mutlu oluyorlar. Bu nedenle çocukların kendi oyunlarını icat etmelerine müsaade edilmesi gerekiyor. Çocuğu babasıyla çalışmaya gönderin, eline bir alet verin, bir şeyler üretsin. Kendi yapabilirliğine inanan çocuk mutlu çocuktur” dedi.





